# Original model-assisted sense proposals; no source dictionary copied. All drafts.
# English|Turkish|part of speech|subject|sense explanation in Turkish
base|dayandırmak|verb|Genel|Bir karar, görüş veya çalışmayı bir gerekçeye dayandırmak; base something on something yapısı.
base|üs kurmak|verb|Genel|Bir kişi veya kuruluşun faaliyet merkezini belirli bir yerde kurması; be based in yapısı edilgen kullanılır.
regard|olarak görmek|verb|Genel|Birini veya bir şeyi belirli bir nitelikle değerlendirmek; regard someone as yapısı.
post|yayımlamak|verb|Teknoloji|İnternette bir içerik paylaşmak; posta göndermek anlamından ayrıdır.
post|postalamak|verb|Genel|Bir mektup veya paketi posta yoluyla göndermek; özellikle Britanya İngilizcesi.
lead|önderlik etmek|verb|Genel|Bir grubu veya faaliyeti yönetmek; metal adı lead ile farklı anlam ve telaffuz.
lead|yol açmak|verb|Genel|Bir sonuca neden olmak; lead to yapısı.
sound|gibi gelmek|verb|Genel|Duyulan bir sözün belli bir izlenim vermesi; sound good, sound strange gibi kullanılır.
schedule|planlamak|verb|İş dünyası|Bir etkinlik için zaman belirlemek; schedule a meeting gibi.
depend|bağlı olmak|verb|Genel|Bir sonucun başka bir koşula göre değişmesi; depend on yapısı.
request|talep etmek|verb|İş dünyası|Bir şeyi resmî veya nazik biçimde istemek.
head|başında olmak|verb|İş dünyası|Bir ekip veya kuruluşu yönetmek; kafa anlamından ayrı fiil kullanımı.
head|yönelmek|verb|Genel|Bir yere doğru gitmek; head for veya head to yapısı.
face|karşı karşıya kalmak|verb|Genel|Bir sorun, durum veya sonuçla karşılaşmak.
face|yüzleşmek|verb|Genel|Zor bir gerçeği kabullenerek ele almak; face the facts gibi.
back|desteklemek|verb|İş dünyası|Bir kişi veya girişime destek vermek; sırt veya arka anlamından ayrı fiil.
oppose|karşı çıkmak|verb|Genel|Bir öneri veya uygulamaya itiraz etmek; oppose doğrudan nesne alır.
host|ev sahipliği yapmak|verb|Genel|Bir etkinliği düzenleyip katılımcıları ağırlamak.
host|barındırmak|verb|Teknoloji|Bir web sitesi veya uygulamayı sunucuda çalıştırmak.
fax|faks göndermek|verb|İş dünyası|Bir belgeyi faks yoluyla iletmek.
guarantee|garanti etmek|verb|İş dünyası|Bir sonucun gerçekleşeceğine güvence vermek; hukukî kefaletin her bağlamdaki karşılığı değildir.
sponsor|sponsor olmak|verb|İş dünyası|Bir etkinlik veya kişiye tanıtım karşılığı maddi destek sağlamak.
switch|değiştirmek|verb|Genel|Bir yöntem veya seçenekten diğerine geçmek; switch to yapısı da kullanılır.
target|hedeflemek|verb|İş dünyası|Bir faaliyeti belli bir kişiye, kitleye veya sonuca yöneltmek.
award|vermek|verb|Genel|Bir ödül veya bursu bir kişiye resmen vermek; award someone a prize yapısı.
contact|iletişime geçmek|verb|Genel|Bir kişi veya kurumla bağlantı kurmak; contact doğrudan nesne alır.
demonstrate|göstermek|verb|Genel|Bir işleyişi uygulamalı olarak göstermek.
demonstrate|ortaya koymak|verb|Genel|Bir iddianın veya özelliğin doğruluğunu kanıtla göstermek.
influence|etkilemek|verb|Genel|Bir kişinin kararı veya davranışı üzerinde etkide bulunmak.
project|öngörmek|verb|İş dünyası|Gelecekteki bir miktarı eldeki verilere göre tahmin etmek.
project|yansıtmak|verb|Genel|Bir görüntüyü ekrana veya yüzeye düşürmek.
reference|atıfta bulunmak|verb|İş dünyası|Bir kaynağı veya önceki bilgiyi belirtmek; hukuktaki atıf biçimleri ayrıca değerlendirilir.
reserve|ayırtmak|verb|Genel|Bir oda, masa veya bileti ileride kullanmak üzere rezerve etmek.
reserve|saklı tutmak|verb|İş dünyası|Bir şeyi daha sonra kullanmak üzere elde tutmak; belirli hukukî hakların tercümesi ayrıca bağlam gerektirir.
rip|yırtmak|verb|Genel|Kumaş veya kâğıdı kuvvet uygulayarak parçalamak.
dismiss|göz ardı etmek|verb|Genel|Bir görüşü dikkate değer bulmayarak reddetmek; işten çıkarma veya davayı reddetme anlamından ayrıdır.
dismiss|işten çıkarmak|verb|İş dünyası|Bir çalışanın işine son vermek; fesih türü bu genel fiilden anlaşılamaz.
email|e-posta göndermek|verb|Teknoloji|Bir kişiye elektronik posta ile mesaj iletmek.
emerge|ortaya çıkmak|verb|Genel|Bir şeyin görünür veya bilinir hâle gelmesi.
evacuate|tahliye etmek|verb|Genel|İnsanları tehlikeli bir yerden güvenli bir yere çıkarmak; hukukî tahliye usulünün doğrudan karşılığı değildir.
imprison|hapsetmek|verb|Genel|Bir kişiyi cezaevinde tutmak; tutuklama ile eş anlamlı değildir.
link|bağlamak|verb|Genel|İki unsur arasında bağlantı oluşturmak.
link|bağlantı vermek|verb|Teknoloji|Bir web kaynağına tıklanabilir bağlantı eklemek.
rate|değerlendirmek|verb|Genel|Bir ürün veya hizmete kalite bakımından puan vermek.
resolve|çözmek|verb|Genel|Bir sorun veya anlaşmazlığa çözüm bulmak.
track|izlemek|verb|Teknoloji|Bir işlemin, gönderinin veya değişkenin durumunu takip etmek.
anticipate|öngörmek|verb|Genel|Bir gelişmenin meydana gelmesini önceden beklemek.
flip|ters çevirmek|verb|Genel|Bir nesnenin diğer yüzünü üste getirmek.
hand|uzatmak|verb|Genel|Bir nesneyi bir başkasına eliyle vermek; hand someone something yapısı.
initiate|başlatmak|verb|İş dünyası|Bir süreç veya faaliyetin başlamasını sağlamak.
inquire|sormak|verb|Genel|Bilgi edinmek için soru yöneltmek; inquire about yapısı.
kid|şaka yapmak|verb|Genel|Birini ciddiye alınmaması gereken bir sözle takılmak; konuşma dili.
matter|önemli olmak|verb|Genel|Bir durumun değer veya önem taşıması; it matters yapısı.
mess|karıştırmak|verb|Genel|Bir düzeni bozmak; mess something up yapısı fiil öbeği olarak ayrıca değerlendirilir.
accumulate|biriktirmek|verb|Genel|Zaman içinde bir miktarın artmasını veya toplanmasını sağlamak.
acknowledge|kabul etmek|verb|Genel|Bir gerçeğin veya sorunun varlığını açıkça kabul etmek.
acknowledge|alındığını bildirmek|verb|İş dünyası|Bir mesaj veya belgenin teslim alındığını teyit etmek.
ban|yasaklamak|verb|Genel|Bir faaliyetin yapılmasına izin vermemek.
challenge|sorgulamak|verb|Genel|Bir iddia veya kararın doğruluğuna karşı çıkmak.
challenge|meydan okumak|verb|Genel|Birini yarışmaya veya zor bir işe davet etmek.
compound|ağırlaştırmak|verb|Genel|Mevcut bir soruna başka bir sorun ekleyerek durumu kötüleştirmek.
designate|belirlemek|verb|İş dünyası|Bir kişiyi veya şeyi belli bir görev için seçmek.
designate|olarak adlandırmak|verb|Genel|Bir şeye belirli bir ad veya statü vermek.
expire|süresi dolmak|verb|Genel|Bir belge, teklif veya kullanım süresinin sona ermesi.
filter|süzmek|verb|Genel|Bir karışımdan parçacıkları filtreyle ayırmak.
filter|filtrelemek|verb|Teknoloji|Verileri belirli ölçütlere göre seçerek göstermek.
fulfil|yerine getirmek|verb|İş dünyası|Bir söz veya yükümlülüğü gerçekleştirmek; fulfil Britanya, fulfill Amerikan yazımıdır.
grill|ızgarada pişirmek|verb|Genel|Yiyeceği ızgara üzerinde pişirmek.
grill|sorguya çekmek|verb|Genel|Birine ısrarlı ve yoğun sorular yöneltmek; mecazi ve konuşma dili, resmî sorgulama kurumuyla özdeş değildir.
haul|çekerek taşımak|verb|Genel|Ağır bir yükü çaba harcayarak taşımak.
instruct|talimat vermek|verb|İş dünyası|Bir kişiye bir işi nasıl yapacağını söylemek.
interview|görüşme yapmak|verb|İş dünyası|Bir adayla iş için mülakat yapmak; haber röportajı anlamından ayrıdır.
interview|röportaj yapmak|verb|Genel|Bir kişiye yayınlanmak üzere sorular yöneltmek.
invoice|fatura düzenlemek|verb|Muhasebe|Bir mal veya hizmet için müşteriye fatura kesmek.
license|lisans vermek|verb|İş dünyası|Bir hakkın veya yazılımın kullanımına izin vermek; lisans kapsamı ayrıca belirlenir.
mail|postalamak|verb|Genel|Bir gönderiyi posta yoluyla iletmek; özellikle Amerikan İngilizcesi.
nominate|aday göstermek|verb|Genel|Bir kişiyi bir görev veya ödül için önermek.
price|fiyat belirlemek|verb|İş dünyası|Bir ürün veya hizmet için satış fiyatını saptamak.
range|arasında değişmek|verb|Genel|Bir değer alt ve üst sınırlar arasında yer almak; range from A to B yapısı.
recruit|işe almak|verb|İş dünyası|Bir iş veya görev için yeni kişiler bulup görevlendirmek.
title|başlık koymak|verb|Genel|Bir metin veya esere ad vermek.
toss|atmak|verb|Genel|Bir nesneyi hafifçe veya gelişigüzel fırlatmak.
aggravate|kötüleştirmek|verb|Genel|Bir sorun veya durumu daha ciddi hâle getirmek.
attract|çekmek|verb|Genel|İlgi veya dikkati kendine yöneltmek.
blur|bulanıklaştırmak|verb|Genel|Bir görüntünün veya ayrımın netliğini azaltmak.
burrow|oyuk açmak|verb|Genel|Bir hayvanın toprak içinde tünel veya yuva kazması.
circle|çevresinde dönmek|verb|Genel|Bir şeyin etrafında dairesel biçimde hareket etmek.
conflict|çelişmek|verb|Genel|İki bilgi veya kuralın birbirine uymaması; conflict with yapısı.
coordinate|koordine etmek|verb|İş dünyası|Birden fazla kişi veya faaliyetin uyumlu çalışmasını sağlamak.
damage|zarar vermek|verb|Genel|Bir şeyin fiziksel durumunu, değerini veya işlevini bozmak.
deem|saymak|verb|İş dünyası|Bir kişiyi veya durumu belirli bir nitelikte kabul etmek; resmî kullanım, deem something necessary gibi.
displace|yerinden etmek|verb|Genel|Bir kişiyi yaşadığı yerden ayrılmak zorunda bırakmak.
embed|yerleştirmek|verb|Teknoloji|Bir içeriği başka bir sayfa veya uygulamanın içine eklemek.
enclose|eklemek|verb|İş dünyası|Bir mektup veya gönderinin içine ek belge koymak.
exceed|aşmak|verb|Genel|Bir sınır, miktar veya beklentinin üzerine çıkmak.
extradite|iade etmek|verb|Hukuk|Bir kişiyi ceza soruşturması veya infaz amacıyla başka bir devlete teslim etmek; Türkiye ve talep eden devletin kuralları ayrıca incelenmelidir.
flop|başarısız olmak|verb|Genel|Bir ürün veya gösterinin beklenen başarıyı sağlayamaması; konuşma dili.
implicate|karıştığını göstermek|verb|Genel|Birinin yanlış bir iş veya olayla bağlantılı olduğuna işaret etmek; suçluluğun kesinleştiğini ifade etmez.
intercept|önünü kesmek|verb|Genel|Bir nesne veya mesaj hedefine ulaşmadan onu yakalamak.
invoke|dayanmak|verb|İş dünyası|Bir kural veya yetkiyi gerekçe olarak ileri sürmek; hukukî bağlama göre farklı karşılık gerekir.
loom|belirmek|verb|Genel|Özellikle olumsuz bir ihtimalin yaklaşarak hissedilmesi.
manufacture|imal etmek|verb|İş dünyası|Bir ürünü makinelerle veya endüstriyel yöntemle üretmek.
match|eşleşmek|verb|Genel|İki unsurun birbirine uygun olması.
match|denk olmak|verb|Genel|Bir performans veya miktarın başka birine eşit olması.
mutilate|sakat bırakmak|verb|Genel|Vücudun bir bölümüne ağır hasar vermek.
obligate|yükümlü kılmak|verb|İş dünyası|Bir kişi için yükümlülük doğurmak; resmî kullanım.
occupy|kaplamak|verb|Genel|Bir alan veya süre içinde yer almak; işgal anlamından ayrıdır.
occupy|meşgul etmek|verb|Genel|Bir kişinin zamanını veya dikkatini kullanmak.
protest|protesto etmek|verb|Genel|Bir olay veya uygulamaya açıkça karşı çıkmak.
reintroduce|yeniden sunmak|verb|Genel|Daha önce kullanılan veya sunulan bir şeyi tekrar devreye almak.
renege|sözünden dönmek|verb|Genel|Verilmiş bir sözü yerine getirmemek; renege on yapısı.
rinse|durulamak|verb|Genel|Bir şeyi suyla yıkayarak sabun veya kalıntıyı uzaklaştırmak.
screen|taramak|verb|Genel|Bir grubu belirli risk veya özellikler için kontrol etmek; sağlık bağlamında tanı koymakla aynı değildir.
screen|göstermek|verb|Genel|Bir filmi veya programı seyirciye sunmak.
seal|mühürlemek|verb|Genel|Bir kap veya açıklığı sızdırmayacak biçimde kapatmak.
shop|alışveriş yapmak|verb|Genel|Satın almak için mağaza veya ürünleri dolaşmak.
expectation|beklenti|noun|Genel|Gelecekte bir şeyin olacağına dair düşünce.
capability|yetenek|noun|Genel|Bir işi yapabilme gücü veya kapasitesi.
marketer|pazarlama uzmanı|noun|İş dünyası|Ürün veya hizmetin pazarlanmasıyla ilgilenen kişi.
reviewer|inceleme yazarı|noun|Genel|Bir ürün veya eseri değerlendirerek görüş yayımlayan kişi; akademik hakem anlamından ayrıdır.
reviewer|hakem|noun|Eğitim|Bir bilimsel çalışmayı yayımlanma öncesinde değerlendiren uzman; tahkim hakemi anlamından ayrıdır.
appetizer|başlangıç yemeği|noun|Genel|Ana yemekten önce servis edilen küçük yemek; Amerikan İngilizcesi.
appointee|atanan kişi|noun|İş dünyası|Bir görev veya makama atamayla getirilen kişi.
counterparty|karşı taraf|noun|İş dünyası|Bir işlem veya sözleşmedeki diğer taraf; karşı tarafın hukukî konumu bağlama göre değişir.
fabrication|uydurma|noun|Genel|Gerçek olmayan bir anlatı veya iddianın oluşturulması; üretim anlamından ayrıdır.
fabrication|imalat|noun|İş dünyası|Parça veya yapıların işlenerek üretilmesi.
newsgroup|haber grubu|noun|Teknoloji|İnternette belirli bir konuda mesaj paylaşım grubu; gazete şirketi anlamı değildir.
scammer|dolandırıcı|noun|Genel|Aldatmayla menfaat elde etmeye çalışan kişi; hukukî suçun unsurlarını tek başına belirlemez.
commonwealth|milletler topluluğu|noun|Genel|Siyasi birlik veya topluluk için kullanılan ad; özel kurum adı ve ABD eyalet kullanımında bağlam gerekir.
conservation|koruma|noun|Çevre|Doğal kaynakları ve canlıları sürdürmeye yönelik koruma faaliyeti.
railroad|demiryolu|noun|Genel|Trenlerin kullandığı taşıma sistemi; Amerikan İngilizcesi, Britanya railway.
poll|anket|noun|Genel|Bir grubun görüşünü sorularla ölçen araştırma; seçim oylaması anlamından ayrıdır.
legislative|yasamaya ilişkin|adjective|Hukuk|Kanun yapma yetkisi veya faaliyetiyle ilgili; yürütme ve yargıdan ayrıdır.
incredibly|inanılmaz derecede|adverb|Genel|Bir niteliğin çok yüksek derecede olduğunu vurgular.
quite|oldukça|adverb|Genel|Bir niteliğin belirli derecede olduğunu anlatır; derece ve vurgu bağlama ve lehçeye göre değişebilir.
pretty|oldukça|adverb|Genel|Bir sıfat veya zarfın derecesini artırır; konuşma dili, güzel anlamından ayrıdır.
rather|oldukça|adverb|Genel|Bir niteliğin beklenenden fazla olduğunu belirtir; tercih bildiren rather than ile aynı yapı değildir.
hardly|neredeyse hiç|adverb|Genel|Bir şeyin çok az gerçekleştiğini belirtir; hard fiil biçimi değildir.
barely|ancak|adverb|Genel|Bir eşiğin çok az farkla geçildiğini belirtir; yalnızca anlamı bağlama bağlıdır.
eventually|sonunda|adverb|Genel|Bir süreç sonunda gerçekleşmeyi anlatır; olasılık anlamına gelmez.
actually|aslında|adverb|Genel|Bir gerçeği düzeltme veya vurgulama amacıyla belirtir; güncel anlamında değildir.
currently|şu anda|adverb|Genel|İçinde bulunulan zamanda geçerli olmayı anlatır.
sensible|mantıklı|adjective|Genel|Sağduyulu ve yerinde bir karar veya davranış; sensitive ile karıştırılmamalıdır.
sensitive|hassas|adjective|Genel|Kolay etkilenen veya dikkat gerektiren; sensible ile karıştırılmamalıdır.
sympathetic|anlayışlı|adjective|Genel|Başkasının sorunlarına ilgi ve anlayış gösteren; yalnızca sevimli anlamı değildir.
comprehensive|kapsamlı|adjective|Genel|Bir konunun çok sayıda unsurunu içeren; veri bütünlüğünün kanıtı değildir.
consistent|tutarlı|adjective|Genel|Çelişmeden aynı ilke veya nitelikleri sürdüren.
convenient|uygun|adjective|Genel|Bir kişinin ihtiyacını kolaylaştıran veya zamanına uyan.
adequate|yeterli|adjective|Genel|Bir amaç için gerekli asgari miktar veya niteliği karşılayan.
available|mevcut|adjective|Genel|Kullanılabilir veya elde edilebilir durumda olan; kişi için müsait anlamı farklı bağlamdır.
available|müsait|adjective|Genel|Bir kişinin görüşme veya iş için zamanı olması.
prospective|muhtemel|adjective|İş dünyası|İleride gerçekleşmesi veya bir statüye gelmesi beklenen; prospective customer gibi.
effective|etkili|adjective|Genel|İstenen sonucu sağlayan; yürürlük anlamı ayrıca bağlama bağlıdır.
efficient|verimli|adjective|Genel|Zaman ve kaynakları az kayıpla kullanan.
applicable|uygulanabilir|adjective|İş dünyası|Bir kural veya yöntemin belirli duruma uygun düşmesi.
liable|yükümlü|adjective|Hukuk|Bir ödeme veya sorumluluğu taşımak; liable to do yapısındaki olasılık anlamından ayrıdır.
liable|olası|adjective|Genel|Liable to do yapısında bir şeyin gerçekleşme eğilimini anlatır; hukukî sorumluluk anlamı değildir.
resident|yerleşik|adjective|Genel|Bir yerde oturan veya sürekli bulunan; vergi mukimliği özel kurallarla belirlenir.
casual|gündelik|adjective|Genel|Resmî olmayan giyim veya üslup; istihdam statüsü için ayrı bağlam gerekir.
relevant|ilgili|adjective|Genel|Ele alınan konu bakımından bağlantılı ve önem taşıyan.
ultimate|nihai|adjective|Genel|Bir sürecin en son veya temel sonucu.
principal|asıl|adjective|Genel|Başlıca veya esas olan; principle isim biçimiyle karıştırılmamalıdır.
principle|ilke|noun|Genel|Bir düşünce veya davranışa yön veren temel kural.
principal|anapara|noun|Finans|Faiz hariç borç veya yatırımın esas tutarı; okul müdürü anlamından ayrıdır.
principal|okul müdürü|noun|Eğitim|Bir okulun yöneticisi; özellikle Amerikan İngilizcesi.
interest|ilgi|noun|Genel|Bir konuya yönelen merak veya dikkat; faiz anlamından ayrıdır.
interest|faiz|noun|Finans|Paranın kullanımı karşılığında ödenen tutar; hukukî oran veya hesap yöntemini belirlemez.
charge|ücret|noun|Genel|Bir hizmet veya kullanım için istenen bedel; suçlama veya elektrik yükü anlamından ayrıdır.
charge|suçlama|noun|Hukuk|Bir kişiye yöneltilen suç isnadı; iddianameyle her bağlamda özdeş değildir.
charge|şarj etmek|verb|Teknoloji|Bir bataryaya elektrik enerjisi yüklemek.
charge|ücret almak|verb|Genel|Bir mal veya hizmet için bedel istemek; charge someone for something yapısı.
issue|konu|noun|Genel|Tartışılan veya ele alınması gereken mesele; yayın sayısı anlamından ayrıdır.
issue|sayı|noun|Genel|Bir süreli yayının belirli baskısı.
issue|düzenlemek|verb|İş dünyası|Bir belgeyi resmen hazırlayıp vermek; sorun anlamındaki isimden ayrıdır.
issue|ihraç etmek|verb|Finans|Pay veya borçlanma aracı çıkarıp piyasaya sunmak; ihracat anlamından ayrıdır.
return|iade etmek|verb|Genel|Bir şeyi sahibine veya satıcıya geri vermek.
return|getiri|noun|Finans|Bir yatırımdan elde edilen kazanç veya sonuç; vergi beyanı anlamından ayrıdır.
return|beyanname|noun|Finans|Vergi bağlamında vergi idaresine sunulan bildirim; tek başına tüm beyanname türlerini ifade etmez.
claim|iddia|noun|Genel|Doğruluğu ileri sürülen bir anlatım; hukukî talep anlamından ayrıdır.
claim|talep|noun|Hukuk|Bir hak veya edim için ileri sürülen istem; dava ve alacakla her bağlamda eş anlamlı değildir.
claim|ileri sürmek|verb|Genel|Bir şeyin doğru olduğunu söylemek; kanıtlandığını ifade etmez.
settle|yerleşmek|verb|Genel|Bir yerde yaşamaya başlayıp düzen kurmak.
settle|ödemek|verb|İş dünyası|Bir borç veya hesabı kapatmak; settle a bill yapısı.
settle|uzlaşmayla çözmek|verb|Hukuk|Uyuşmazlığın tarafların anlaşmasıyla sona ermesi; sulhün usulî şartları ayrıca incelenir.
execute|yerine getirmek|verb|İş dünyası|Bir plan veya talimatı uygulamak.
execute|imzalamak|verb|Hukuk|Bir belgeyi gerekli imza ve biçim işlemleriyle tamamlamak; her hukuk sisteminde sadece imza yeterli olmayabilir.
execute|çalıştırmak|verb|Teknoloji|Bir program veya komutun yürütülmesini sağlamak.
consideration|değerlendirme|noun|Genel|Bir konuyu dikkatle ele alma; common law sözleşme kurumu anlamından ayrıdır.
consideration|bedel|noun|İş dünyası|Bir işlemde karşılık olarak verilen değer; common law consideration için otomatik eşdeğer değildir.
security|güvenlik|noun|Genel|Tehlike veya yetkisiz erişime karşı korunma.
security|teminat|noun|Finans|Bir yükümlülüğün ifasına güvence sağlayan unsur; türü ve hukukî etkisi bağlama bağlıdır.
securities|menkul kıymetler|noun|Finans|Pay ve borçlanma araçları gibi finansal araçlar; security güvenlik anlamının sıradan çoğulu gibi ele alınmamalıdır.
equity|özkaynak|noun|Muhasebe|Varlıklardan borçlar çıkarıldıktan sonra kalan pay; hakkaniyet anlamından ayrıdır.
equity|hakkaniyet|noun|Hukuk|Adaletin somut olayın özellikleriyle değerlendirilmesi; common law equity ayrı bir tarihsel kurumdur.
capital|sermaye|noun|Finans|Bir faaliyet veya yatırım için kullanılan mali kaynak; başkent anlamından ayrıdır.
capital|başkent|noun|Genel|Bir ülkenin veya yönetim biriminin merkez şehri.
material|malzeme|noun|Genel|Bir şeyin yapılmasında kullanılan madde.
material|önemli|adjective|İş dünyası|Karar veya sonuç üzerinde etkisi olan; hukuk ve muhasebe bakımından önemlilik bağlama bağlıdır.
subject|konu|noun|Genel|Bir konuşma veya incelemenin ele aldığı alan.
subject|tabi|adjective|İş dünyası|Subject to yapısında bir kurala veya koşula bağlı olma; konu anlamındaki isimden ayrıdır.
object|nesne|noun|Genel|Somut şey veya dilbilgisinde fiilin etkilediği unsur; bilgisayar nesnesi ayrı bağlamdır.
object|itiraz etmek|verb|Genel|Bir görüş veya işleme karşı çıkmak; object to yapısı.
conduct|yürütmek|verb|İş dünyası|Bir araştırma, toplantı veya faaliyeti yapmak.
conduct|davranış|noun|Genel|Bir kişinin hareket etme biçimi.
conduct|iletmek|verb|Genel|Elektrik veya ısıyı geçirmek; toplantı yürütme anlamından ayrıdır.
address|ele almak|verb|Genel|Bir sorun veya konuyla ilgilenmek; posta adresi anlamından ayrıdır.
address|hitap etmek|verb|Genel|Bir kişiye veya gruba konuşmak.
apply|başvurmak|verb|Genel|Bir iş veya izin için resmî talepte bulunmak; apply for yapısı.
apply|uygulamak|verb|Genel|Bir yöntem veya kuralı kullanmak; apply something to yapısı.
apply|sürmek|verb|Genel|Bir maddeyi yüzeye yaymak; apply cream gibi.
serve|hizmet vermek|verb|Genel|Bir müşteriye veya topluluğa hizmet sunmak.
serve|tebliğ etmek|verb|Hukuk|Bir hukukî belgenin usulüne uygun iletilmesi; ordinary service veya bildirimle her bağlamda özdeş değildir.
serve|servis yapmak|verb|Genel|Yiyecek veya içeceği sunmak.
file|dosyalamak|verb|İş dünyası|Bir belgeyi sistemli biçimde kaydetmek.
file|sunmak|verb|Hukuk|Bir dilekçe veya belgeyi yetkili mercie vermek; file a claim yapısındaki dava açma ayrıca bağlama bağlıdır.
file|eğelemek|verb|Genel|Bir yüzeyi eğe ile düzeltmek.
cover|kapsamak|verb|Genel|Bir konu veya alanı içine almak.
cover|karşılamak|verb|Finans|Bir gideri ödeyecek tutarı sağlamak.
cover|örtmek|verb|Genel|Bir şeyin üzerine örtü veya katman koymak.
draft|taslak|noun|İş dünyası|Henüz tamamlanmamış metin veya plan.
draft|hava akımı|noun|Genel|Bir açıklıktan içeri giren hava; özellikle Amerikan İngilizcesi.
draft|hazırlamak|verb|İş dünyası|Bir metnin ilk hâlini yazmak.
provision|karşılık|noun|Muhasebe|Zamanı veya tutarı belirsiz bir yükümlülük için ayrılan muhasebe kalemi; hüküm anlamından ayrıdır.
provision|hüküm|noun|Hukuk|Bir düzenleme veya sözleşmedeki kural; genel sağlama anlamıyla karıştırılmamalıdır.
due|vadesi gelmiş|adjective|Finans|Ödeme zamanına ulaşmış; due to neden bildiren yapıdan ayrıdır.
due|beklenen|adjective|Genel|Belirli zamanda gelmesi veya gerçekleşmesi beklenen.
default|varsayılan|adjective|Teknoloji|Kullanıcı başka seçim yapmadığında kullanılan ayar.
default|temerrüt|noun|Hukuk|Bir borcun gereği gibi zamanında ifa edilmemesiyle ilgili kurum; hukukî şartları ayrıca değerlendirilir.
minute|dakika|noun|Genel|Altmış saniyelik zaman birimi.
minute|çok küçük|adjective|Genel|Son derece küçük; dakika anlamıyla farklı telaffuz edilir.
minutes|tutanak|noun|İş dünyası|Bir toplantıda konuşulanların ve kararların kaydı; minute zaman biriminin sıradan çoğuluna indirgenmez.
mean|anlamına gelmek|verb|Genel|Bir söz veya işaretin bir anlam taşıması.
mean|ortalama|noun|Genel|Değerlerin belirli yöntemle hesaplanan ortası; aritmetik ortalama türü ayrıca belirlenir.
mean|cimri|adjective|Genel|Para harcamaktan aşırı kaçınan; özellikle Britanya İngilizcesi.
mean|kaba|adjective|Genel|Başkalarına karşı kırıcı veya kötü davranan.
firm|şirket|noun|İş dünyası|Ticari faaliyet yürüten kuruluş; belirli şirket türünü tek başına ifade etmez.
firm|sağlam|adjective|Genel|Kolayca değişmeyen veya hareket etmeyen; fiziksel ve mecazi kullanım.
patient|hasta|noun|Sağlık|Bir sağlık hizmeti alan kişi.
patient|sabırlı|adjective|Genel|Bekleme veya güçlük karşısında sakin kalabilen.
present|hediye|noun|Genel|Bir kişiye verilen armağan.
present|mevcut|adjective|Genel|Bir yerde bulunan; güncel zaman anlamından ayrıdır.
present|sunmak|verb|Genel|Bir bilgiyi veya ürünü bir gruba göstermek.
lie|yalan söylemek|verb|Genel|Bilerek gerçeğe aykırı söz söylemek; geçmişi lied.
lie|uzanmak|verb|Genel|Yatay durumda yatmak; geçmişi lay ve participle lain; lay yatırmak fiilinden ayrıdır.
lay|yatırmak|verb|Genel|Bir nesneyi veya kişiyi yatay biçimde yerleştirmek; nesne alır, geçmişi laid.
raise|artırmak|verb|Genel|Bir miktarı daha yüksek düzeye getirmek; nesne alır.
raise|yetiştirmek|verb|Genel|Bir çocuğun veya hayvanın büyümesini sağlamak.
rise|yükselmek|verb|Genel|Bir miktarın veya düzeyin artması; raise fiilinden farklı olarak bu kullanımda nesne almaz.
lend|ödünç vermek|verb|Genel|Bir şeyi geri alınmak üzere başka birine vermek.
borrow|ödünç almak|verb|Genel|Bir şeyi geri vermek üzere başka birinden almak.
learn|öğrenmek|verb|Genel|Bilgi veya beceri edinmek.
teach|öğretmek|verb|Genel|Bir başkasının bilgi veya beceri kazanmasını sağlamak.
remember|hatırlamak|verb|Genel|Geçmişteki bilgiyi zihinde yeniden bulmak.
remind|hatırlatmak|verb|Genel|Bir kişinin bir şeyi hatırlamasını sağlamak; remind someone of veya to yapısı.
avoid|kaçınmak|verb|Genel|Bir duruma girmemeye çalışmak; ardından isim veya -ing biçimi gelir.
prevent|önlemek|verb|Genel|Bir olayın gerçekleşmesine engel olmak; prevent someone from doing yapısı.
refuse|reddetmek|verb|Genel|Bir talebi kabul etmemek veya bir işi yapmayı istememek.
deny|inkâr etmek|verb|Genel|Bir iddianın doğru olmadığını söylemek; refuse ile eş anlamlı değildir.
ensure|sağlamak|verb|Genel|Bir sonucun gerçekleşmesini güvenceye almak.
assure|temin etmek|verb|Genel|Bir kişiye endişesini gidermek amacıyla güvence vermek; assure someone that yapısı.
insure|sigortalamak|verb|Finans|Bir riske karşı sigorta güvencesi sağlamak; ensure ile karıştırılmamalıdır.
accept|kabul etmek|verb|Genel|Bir teklifi veya şeyi almaya razı olmak.
except|hariç tutmak|verb|Genel|Bir şeyi genel kapsama almamak; accept kabul etmek ile farklıdır.
affect|etkilemek|verb|Genel|Bir şey üzerinde değişiklik meydana getirmek.
effect|gerçekleştirmek|verb|İş dünyası|Bir değişikliğin meydana gelmesini sağlamak; resmî kullanım, affect ile ayrıdır.
compliment|iltifat|noun|Genel|Birinin niteliğini öven söz.
complement|tamamlayıcı unsur|noun|Genel|Bir bütünün eksik yönünü tamamlayan şey.
advice|tavsiye|noun|Genel|Ne yapılabileceğine dair görüş; İngilizcede bu anlamda sayılamaz isim.
advise|tavsiye etmek|verb|Genel|Bir kişiye ne yapmasını uygun bulduğunu söylemek.
practice|uygulama|noun|Genel|Bir yöntem veya davranışın fiilen yapılması.
practice|pratik yapmak|verb|Genel|Beceri geliştirmek için tekrar yapmak; Amerikan yazımı, Britanya fiil practise.
practise|pratik yapmak|verb|Genel|Beceri geliştirmek için tekrar yapmak; Britanya İngilizcesinde fiil yazımı.
stationary|hareketsiz|adjective|Genel|Bir yerde sabit duran; stationery kırtasiye ile karıştırılmamalıdır.
stationery|kırtasiye malzemeleri|noun|Genel|Yazı ve büro için kullanılan malzemeler.
loose|gevşek|adjective|Genel|Sıkıca sabitlenmemiş; lose kaybetmek ile farklıdır.
lose|kaybetmek|verb|Genel|Bir şeyi elinde tutamamak veya bulamaz duruma gelmek.
quiet|sessiz|adjective|Genel|Az ses çıkaran veya ses bulunmayan.
quit|bırakmak|verb|Genel|Bir işi veya alışkanlığı sürdürmemeye karar vermek.
