# Independently authored model-assisted candidates. No proprietary dictionary import.
# @family|category|jurisdiction|reference-group
@obligations|Hukuk|TR|TBK
obligation|borç|noun|Bir edimi yerine getirme yükümlülüğü; yalnız para borcu değildir.
obligation|yükümlülük|noun|Hukuken yerine getirilmesi gereken edim veya davranış.
obligor|borçlu|noun|Para ödeme veya başka bir edimi yerine getirme yükümlüsü.
obligee|alacaklı|noun|Edimin yerine getirilmesini talep edebilen kişi.
performance of an obligation|borcun ifası|phrase|Borcun gereği gibi yerine getirilmesi.
perform an obligation|borcu ifa etmek|verb|Üstlenilen edimi yerine getirmek.
non-performance|ifa etmeme|noun|Borcun yerine getirilmemesi; imkânsızlık ve temerrüt ayrıdır.
improper performance|gereği gibi ifa etmeme|phrase|Edimin sözleşmeye uygun biçimde yerine getirilmemesi.
partial performance|kısmi ifa|phrase|Edimin yalnız bir bölümünün yerine getirilmesi.
specific performance|aynen ifa|phrase|Edimin kendisinin yerine getirilmesi; common law remedy kapsamı farklı olabilir.
performance in kind|aynen ifa|phrase|Para karşılığı yerine kararlaştırılan edimin kendisinin yerine getirilmesi.
substitute performance|ikame ifa|phrase|Asıl edimin yerine başka bir ifa; hukuki koşullar bağlama bağlıdır.
place of performance|ifa yeri|phrase|Edimin yerine getirilmesi gereken yer.
time of performance|ifa zamanı|phrase|Edimin yerine getirilmesi gereken zaman.
due debt|muaccel borç|phrase|İfası istenebilir duruma gelmiş borç.
maturity|muacceliyet|noun|Borcun ifasının talep edilebilir hâle gelmesi.
deferred debt|müeccel borç|phrase|İfası henüz talep edilemeyen borç.
joint and several liability|müteselsil sorumluluk|phrase|Her sorumludan borcun tamamının talep edilebildiği sorumluluk bağlamı.
joint and several debtor|müteselsil borçlu|phrase|Borcun tamamından diğer borçlularla birlikte sorumlu kişi.
assignment of a claim|alacağın devri|phrase|Alacak hakkının başka kişiye aktarılması.
assignor|devreden|noun|Alacağın devrinde hakkı aktaran taraf.
assignee|devralan|noun|Alacağın devrinde hakkı edinen taraf.
assumption of debt|borcun üstlenilmesi|phrase|Borçlu yerine veya onunla birlikte borcu üstlenme işlemi.
release from debt|borçtan ibra|phrase|Alacaklıyla anlaşma yoluyla borcun sona erdirilmesi bağlamı.
set-off|takas|noun|Karşılıklı borçları mahsuplaştırarak sona erdirme; barter anlamı ayrıdır.
novation|yenileme|noun|Mevcut borcu yeni bir borçla sona erdirme bağlamı.
recourse|rücu|noun|Ödeme yapanın başka sorumluya yönelttiği geri isteme hakkı.
right of recourse|rücu hakkı|phrase|Ödenen tutarın başka sorumludan istenebilmesi.
subrogation|halefiyet|noun|Başkasının haklarına hukuken geçme; her devirle aynı değildir.
principal debt|asıl borç|phrase|Faiz ve yan yükümlülüklerden ayrı temel borç.
accessory obligation|feri borç|phrase|Asıl borca bağlı yan yükümlülük.
@default|Hukuk|TR|TBK
default|temerrüt|noun|Muaccel borcun gerekli koşullarla zamanında ifa edilmemesi bağlamı; bilgisayardaki varsayılan anlamı ayrıdır.
creditor default|alacaklının temerrüdü|phrase|Alacaklının gerekli kabul veya işbirliğini yerine getirmemesi bağlamı.
debtor default|borçlunun temerrüdü|phrase|Muaccel edimin zamanında ifa edilmemesi bağlamı.
default interest|temerrüt faizi|phrase|Ödemede gecikmeye bağlı faiz; her interest karşılığı değildir.
notice of default|temerrüt ihtarı|phrase|Borçluya ifa talebinin yöneltildiği bildirim bağlamı.
put a debtor in default|borçluyu temerrüde düşürmek|verb|Temerrüt için gerekli koşulları gerçekleştirmek.
grace period|ek süre|phrase|İfa veya ödeme için tanınan ilave süre; her hukuki ek süre aynı nitelikte değildir.
additional period for performance|ifa için ek süre|phrase|Edimin yerine getirilmesi için tanınan ilave zaman.
late payment|geç ödeme|phrase|Ödemenin kararlaştırılan veya gerekli zamandan sonra yapılması.
late payment interest|gecikme faizi|phrase|Geç ödemeye bağlı faiz; özel düzenleme kontrol edilmelidir.
acceleration clause|muacceliyet kaydı|phrase|Gelecekteki borçların erken talep edilebilir olmasını öngören hüküm.
accelerate a debt|borcu muaccel kılmak|verb|Borcun ifasını daha erken talep edilebilir duruma getirmek.
@contracts|Hukuk|TR|TBK
contract|sözleşme|noun|Tarafların hukuki sonuç doğurmaya yönelik anlaşması; belge ile ilişki ayrılır.
contractual relationship|sözleşme ilişkisi|phrase|Taraflar arasındaki sözleşmeye dayanan hukuki ilişki.
conclusion of a contract|sözleşmenin kurulması|phrase|Sözleşmenin hukuken meydana gelmesi; imza ile her zaman aynı an değildir.
contract formation|sözleşmenin kurulması|phrase|Karşılıklı iradelerle sözleşmenin meydana gelmesi.
offer|öneri|noun|Sözleşme kurmaya yönelik irade açıklaması; günlük öneri anlamı ayrıdır.
acceptance|kabul|noun|Sözleşme önerisine uygun irade açıklaması.
invitation to treat|öneriye davet|phrase|Bağlayıcı teklif yerine teklif yapılmasını isteme bağlamı.
freedom of contract|sözleşme özgürlüğü|phrase|Sözleşme yapma ve içeriğini belirleme serbestisi.
standard terms|genel işlem koşulları|phrase|Birden fazla sözleşmede kullanılmak üzere hazırlanan hükümler.
negotiated term|müzakere edilmiş hüküm|phrase|Taraflarca özel olarak görüşülen sözleşme hükmü.
contractual term|sözleşme hükmü|phrase|Sözleşmenin içerdiği kural; term süre anlamına da gelebilir.
contract term|sözleşme süresi|phrase|Sözleşmenin geçerli olduğu zaman dilimi; hüküm anlamından ayrıdır.
contract amendment|sözleşme değişikliği|phrase|Mevcut sözleşmenin içeriğinin değiştirilmesi.
contract addendum|sözleşme eki|phrase|Sözleşmeyi tamamlayan veya değiştiren ek belge.
termination notice|fesih bildirimi|phrase|Sözleşmenin sona erdirilmesine yönelik bildirim.
termination for cause|haklı nedenle fesih|phrase|Haklı sebebe dayanan sona erdirme; hukuk sistemleri arasında koşullar değişir.
termination for convenience|sebep göstermeksizin fesih|phrase|Sözleşmede izin verilen, haklı sebebe dayanmayan sona erdirme.
rescission|sözleşmeden dönme|noun|Sözleşmeden dönme bağlamında yaklaşık karşılık; common law rescission kapsamı farklıdır.
avoidance of a contract|sözleşmenin iptali|phrase|Sözleşmenin geçerliliğine yönelik iptal bağlamı; fesihle aynı değildir.
nullity|hükümsüzlük|noun|İşlemin geçerli sonuç doğurmaması; alt türler ayrıca belirlenir.
absolute nullity|kesin hükümsüzlük|phrase|İşlemin baştan geçerli olmaması bağlamı.
voidable contract|iptal edilebilir sözleşme|phrase|İptal hakkı kullanılıncaya kadar sonuç doğurabilen sözleşme bağlamı.
severability|bölünebilirlik|noun|Bir hükmün geçersizliğinin diğer hükümlerden ayrılabilmesi bağlamı.
entire agreement clause|sözleşmenin bütünlüğü hükmü|phrase|Tarafların anlaşmasının kapsamını belgeye bağlayan sözleşme hükmü.
non-waiver clause|feragat etmeme hükmü|phrase|Hakkın kullanılmamasının feragat sayılmamasını düzenleyen hüküm.
applicable law|uygulanacak hukuk|phrase|İlişkiye veya uyuşmazlığa uygulanacak hukuk sistemi.
governing law clause|uygulanacak hukuk hükmü|phrase|Sözleşmeye uygulanacak hukuku belirleyen kayıt.
jurisdiction clause|yetki şartı|phrase|Uyuşmazlığın görüleceği mahkemeye ilişkin sözleşme hükmü.
@damages|Hukuk|TR|TBK
damages|tazminat|noun|Zararın giderilmesi için ödenen bedel; damage zarar anlamından ayrıdır.
loss|zarar|noun|Malvarlığı veya menfaat eksilmesi; damages tazminat anlamından ayrıdır.
pecuniary loss|maddi zarar|phrase|Ekonomik olarak değerlendirilebilen zarar.
non-pecuniary damage|manevi zarar|phrase|Kişilik değerleri veya manevi menfaatlerin zedelenmesi bağlamı.
compensatory damages|telafi edici tazminat|phrase|Zararı karşılamaya yönelik tazminat; cezalandırıcı nitelikten ayrıdır.
punitive damages|cezalandırıcı tazminat|phrase|Bazı hukuk sistemlerinde cezalandırma amaçlı tazminat; Türk hukukuna otomatik aktarılmaz.
loss of profit|kâr kaybı|phrase|Elde edilemeyen kazanç; toplam zarar ile aynı değildir.
loss of profit|yoksun kalınan kâr|phrase|Beklenen kazancın elde edilememesi.
consequential loss|dolaylı zarar|phrase|Sözleşme ve hukuk sistemi bağlamında yaklaşık karşılık; kapsamı ayrıca yorumlanır.
causal link|illiyet bağı|phrase|Davranış veya olay ile zarar arasındaki nedensellik ilişkisi.
causation|nedensellik|noun|Bir sonucun belirli bir nedene bağlanması.
contributory negligence|müterafik kusur|phrase|Zarar görenin zarara katkı sağlayan kusuru; hukuk sistemine göre sonuçları değişir.
mitigation of loss|zararın azaltılması|phrase|Zararın büyümesini önlemeye veya azaltmaya yönelik davranış.
contractual penalty|ceza koşulu|phrase|Türk sözleşme hukukundaki kararlaştırılmış yaptırım için betimleyici karşılık.
penalty stipulation|cezai şart|phrase|Sözleşmede ifa etmeme veya ihlal için kararlaştırılan yaptırım bağlamı.
reduction of a contractual penalty|ceza koşulunun indirilmesi|phrase|Kararlaştırılmış cezanın azaltılması bağlamı; koşullar hukuk sistemine bağlıdır.
indemnification|tazmin etme|noun|Zarar veya belirlenen kaybın karşılanması.
indemnify|tazmin etmek|verb|Zarar veya kaybı karşılamak; sözleşmesel indemnity kapsamı ayrıca incelenir.
compensate for damage|zararı tazmin etmek|verb|Zararın karşılığını ödemek veya gidermek.
claim damages|tazminat talep etmek|verb|Zararın giderilmesi için tazminat istemek.
@litigation|Hukuk|TR|HMK
litigation|yargılama|noun|Uyuşmazlığın mahkemede görülmesi bağlamı; ceza yargılaması ayrıca belirtilir.
civil proceedings|hukuk yargılaması|phrase|Özel hukuk uyuşmazlıklarına ilişkin yargılama bağlamı.
statement of claim|dava dilekçesi|phrase|Davacının iddia ve talebini sunduğu dilekçe; yabancı usulde biçimi değişebilir.
statement of defence|cevap dilekçesi|phrase|Davalının iddialara cevabını sunduğu dilekçe.
reply to the defence|cevaba cevap dilekçesi|phrase|Davacının cevap dilekçesine karşı sunduğu dilekçe.
rejoinder|ikinci cevap dilekçesi|noun|Davalının cevaba cevaba karşı sunduğu dilekçe bağlamı.
claimant|davacı|noun|Hukuk uyuşmazlığında talebi ileri süren taraf.
defendant|davalı|noun|Hukuk davasında talebin yöneltildiği taraf; ceza bağlamında sanık olabilir.
party to proceedings|yargılamanın tarafı|phrase|Davacı, davalı veya ilgili usuli taraf.
legal standing|dava açma yetkisi|phrase|Anglo-Amerikan kullanımında davayı ileri sürebilme konumu; Türk taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve hukuki yararla bire bir aynı değildir.
capacity to be a party|taraf ehliyeti|phrase|Yargılamada taraf olabilme yeteneğinin betimleyici karşılığı.
procedural capacity|dava ehliyeti|phrase|Yargılamada usul işlemlerini yapabilme yeteneği.
legal interest|hukuki yarar|phrase|Dava veya talepte bulunmak için gerekli hukuki menfaat bağlamı.
burden of proof|ispat yükü|phrase|Belirli olguların ispatından sorumlu olma.
standard of proof|ispat ölçüsü|phrase|İspatın yeterli sayılması için aranan düzey.
admissibility of evidence|delilin kabul edilebilirliği|phrase|Delilin yargılamada kullanılabilmesine ilişkin değerlendirme.
witness statement|tanık beyanı|phrase|Tanığın olgulara ilişkin açıklaması; yazılı ve sözlü biçimler ayrılır.
expert report|bilirkişi raporu|phrase|Uzmanlık gerektiren konuda bilirkişinin hazırladığı rapor.
court-appointed expert|mahkemece atanan bilirkişi|phrase|Mahkeme tarafından görevlendirilen uzman.
hearing record|duruşma tutanağı|phrase|Duruşmadaki işlemlerin kayıt altına alındığı belge.
service of process|tebligat|phrase|Yargısal belgelerin usule uygun bildirilmesi bağlamı.
proof of service|tebliğ belgesi|phrase|Usule uygun bildirim yapıldığını gösteren belge.
intervention in proceedings|davaya müdahale|phrase|Üçüncü kişinin yargılamaya katılması bağlamı.
joinder of actions|davaların birleştirilmesi|phrase|Birden fazla davanın birlikte görülmesi.
stay of proceedings|yargılamanın durdurulması|phrase|Yargılamanın geçici olarak ilerlememesi; her bekletici mesele aynı değildir.
preliminary issue|ön sorun|phrase|Esas talep öncesinde çözümlenmesi gereken usuli veya hukuki sorun.
prejudicial issue|bekletici mesele|phrase|Başka bir çözümün beklenmesini gerektiren sorun için betimleyici karşılık.
withdrawal of an action|davanın geri alınması|phrase|Davayı geri alma işlemi; haktan feragatle aynı değildir.
waiver of the claim|davadan feragat|phrase|Dava konusu talep sonucundan vazgeçme; usuli sonuçlar hukuk sistemine bağlıdır.
admission of the claim|davayı kabul|phrase|Davalının talep sonucunu kabul etmesi bağlamı.
settlement agreement|sulh anlaşması|phrase|Uyuşmazlığı tarafların anlaşmasıyla sona erdiren düzenleme.
judicial settlement|mahkeme içi sulh|phrase|Yargılama içinde yapılan uyuşmazlık çözümü anlaşması.
@appeals|Hukuk|TR|HMK_CPR
appeal|kanun yolu başvurusu|noun|Kararın başka merci tarafından incelenmesini isteme; istinaf ve temyiz yolları ayrılır.
appeal on facts and law|istinaf|phrase|Türk hukukundaki istinaf için açıklayıcı karşılık; her appeal aynı kanun yolu değildir.
appeal on points of law|temyiz|phrase|Hukuki denetim ağırlıklı kanun yolu için açıklayıcı karşılık.
appellant|kanun yoluna başvuran|noun|Karara karşı inceleme isteyen taraf; başvurulan kanun yolu ayrıca belirtilir.
grounds of appeal|kanun yolu başvuru sebepleri|phrase|Karara karşı başvurunun dayandığı gerekçeler.
appeal petition|kanun yolu başvuru dilekçesi|phrase|İstinaf veya temyiz başvurusunda kullanılan dilekçe; türü ayrıca belirlenir.
finality|kesinleşme|noun|Kararın olağan kanun yolları bakımından kesin duruma gelmesi bağlamı.
finality of a judgment|hükmün kesinleşmesi|phrase|Hükmün olağan kanun yolu incelemesine açık olmaktan çıkması bağlamı.
certificate of finality|kesinleşme şerhi|phrase|Kararın kesinleştiğini gösteren kayıt için betimleyici karşılık.
res judicata|kesin hüküm|phrase|Aynı uyuşmazlığın yeniden görülmesine ilişkin kesin hüküm etkisi.
set aside a judgment|hükmü kaldırmak|verb|Bir hükmün hukuki etkisini ortadan kaldırmak; bozma işlemiyle her bağlamda aynı değildir.
quash a judgment|hükmü bozmak|verb|Kanun yolu denetiminde hükmü bozma bağlamı.
remittal|dosyanın geri gönderilmesi|noun|İnceleme sonrasında dosyanın yeniden ele alınmak üzere alt mercie gönderilmesi.
retrial|yeniden yargılama|noun|Davanın tekrar görülmesi; yargılamanın iadesi özel bir yol olabilir.
reopening of proceedings|yargılamanın yenilenmesi|phrase|Sona ermiş yargılamanın belirli koşullarla yeniden açılması bağlamı.
@enforcement|Hukuk|TR|IIK
enforcement|icra|noun|Borcun veya kararın cebren yerine getirilmesi bağlamı; genel uygulama anlamı daha geniştir.
judgment enforcement|ilamlı icra|phrase|Mahkeme kararına veya ilam niteliğindeki belgeye dayalı takip için betimleyici karşılık.
enforcement without a judgment|ilamsız icra|phrase|Mahkeme ilamına dayanmayan takip için betimleyici karşılık.
enforcement proceedings|icra takibi|phrase|Borcun veya hükmün cebren yerine getirilmesine yönelik takip.
payment order|ödeme emri|phrase|Borçluya ödeme veya itiraz için yöneltilen takip belgesi.
objection to a payment order|ödeme emrine itiraz|phrase|Ödeme emrindeki borç veya takibe karşı yapılan usuli itiraz.
annulment of an objection to enforcement|itirazın iptali|phrase|İİK bağlamında genel mahkemede görülen yolun betimleyici karşılığı; itirazın kaldırılması ayrıdır.
action to annul an objection to enforcement|itirazın iptali davası|phrase|Takibe yapılan itirazın iptali için açılan davanın betimleyici karşılığı.
removal of an objection to enforcement|itirazın kaldırılması|phrase|İcra mahkemesindeki özel yol için betimleyici karşılık; genel mahkeme davasıyla aynı değildir.
attachment of assets|malvarlığının haczi|phrase|Borcun tahsili için malvarlığına yönelik haciz işlemi.
attachment request|haciz talebi|phrase|Haciz işlemi yapılmasının istenmesi.
attachment record|haciz tutanağı|phrase|Haciz işlemine ilişkin resmi kayıt.
release of attachment|haczin kaldırılması|phrase|Haciz kısıtlamasının sona erdirilmesi.
provisional attachment|ihtiyati haciz|phrase|Para alacağını güvenceye almaya yönelik geçici koruma; freezing injunction ile özdeş değildir.
interim measure|ihtiyati tedbir|phrase|Geçici hukuki koruma; emredici veya yasaklayıcı injunction daha dar olabilir.
security for costs|yargılama giderleri için teminat|phrase|Muhtemel yargılama giderlerini güvenceye alan teminat.
security deposit|teminat bedeli|phrase|Güvence amacıyla yatırılan tutar; kira depozitosu gibi bağlamlar ayrılır.
negative declaratory action|menfi tespit davası|phrase|Bir hakkın veya borcun bulunmadığının tespiti için açılan dava; negative clearance rekabet bağlamından ayrıdır.
action for recovery of an undue payment|istirdat davası|phrase|Ödenmemesi gereken tutarın geri alınmasına ilişkin davanın betimleyici karşılığı.
insolvency|ödeme güçsüzlüğü|noun|Borçların ödenememesi durumu; iflas kararıyla aynı değildir.
bankruptcy estate|iflas masası|phrase|İflas sürecine tabi malvarlığı bütünü.
proof of debt|alacak bildirimi|phrase|İflas veya benzeri süreçte alacağın bildirilmesi ve ispatı bağlamı.
preferential claim|imtiyazlı alacak|phrase|Diğer alacaklara göre öncelikli konumdaki alacak.
unsecured creditor|teminatsız alacaklı|phrase|Alacağı belirli bir güvenceyle teminat altına alınmamış kişi.
secured creditor|teminatlı alacaklı|phrase|Alacağı teminatla güvenceye alınmış kişi.
@time_limits|Hukuk|TR|TBK_HMK
limitation|zamanaşımı|noun|Talebin süre geçmesi nedeniyle ileri sürülmesine ilişkin sınırlama; hak düşümüyle aynı değildir.
limitation period|zamanaşımı süresi|phrase|Talebin zamanaşımına uğramasıyla ilgili süre; hakkı düşüren süreyle aynı değildir.
time limit extinguishing the right|hak düşürücü süre|phrase|Geçmesi hakkı sona erdiren süre için açıklayıcı karşılık.
interruption of limitation|zamanaşımının kesilmesi|phrase|Zamanaşımının yeniden işlemeye başlamasına yol açan durum bağlamı.
suspension of limitation|zamanaşımının durması|phrase|Zamanaşımı süresinin geçici olarak işlememesi.
limitation defence|zamanaşımı def'i|phrase|Zamanaşımına dayanılarak talebe karşı ileri sürülen savunma.
procedural time limit|usuli süre|phrase|Yargılamadaki bir işlemin yapılması için öngörülen süre.
extension of time|sürenin uzatılması|phrase|Bir işlem için tanınan zamanın artırılması.
restoration of a missed time limit|eski hâle getirme|phrase|Kaçırılan usuli süreye ilişkin korumanın betimleyici karşılığı.
@arbitration|Hukuk|TR / international|ISTAC
arbitration|tahkim|noun|Uyuşmazlığın hakem veya hakemlerce karara bağlandığı çözüm yolu; tahkimat anlamı ayrıdır.
arbitrator|hakem|noun|Tahkim uyuşmazlığını karara bağlayan kişi; spor hakemi anlamı ayrıdır.
arbitral tribunal|hakem heyeti|phrase|Tahkim uyuşmazlığını gören tek hakem veya hakemler kurulu bağlamı.
sole arbitrator|tek hakem|phrase|Uyuşmazlığı tek başına karara bağlayan tahkim hakemi.
presiding arbitrator|hakem heyeti başkanı|phrase|Hakem kurulunun başkanlığını yürüten kişi.
appointment of an arbitrator|hakem atanması|phrase|Tahkimde karar verici hakemin belirlenmesi.
challenge to an arbitrator|hakemin reddi|phrase|Hakemin görevi sürdürmesine itiraz edilen özel usul.
arbitral award|hakem kararı|phrase|Tahkimde uyuşmazlığı karara bağlayan karar; award ödül anlamından ayrıdır.
partial award|kısmi hakem kararı|phrase|Uyuşmazlığın bir bölümünü karara bağlayan hakem kararı.
final award|nihai hakem kararı|phrase|Tahkimde nihai nitelikteki karar; kesinleşme kavramıyla özdeş değildir.
seat of arbitration|tahkim yeri|phrase|Tahkimin hukuki merkezi; duruşmanın fiziksel yapıldığı yerden ayrıdır.
hearing venue|duruşma yeri|phrase|Duruşmanın fiziksel veya belirlenen yapılma yeri; tahkimin hukuki merkezi olmayabilir.
request for arbitration|tahkim talebi|phrase|Tahkim sürecini başlatmaya yönelik talep.
arbitration agreement|tahkim anlaşması|phrase|Uyuşmazlığın tahkimde çözülmesine ilişkin anlaşma.
arbitration clause|tahkim şartı|phrase|Bir sözleşmedeki tahkim anlaşması hükmü.
recognition of an award|hakem kararının tanınması|phrase|Hakem kararının başka hukuk düzeninde hukuki etkisinin kabulü.
enforcement of an award|hakem kararının tenfizi|phrase|Hakem kararının uygulanabilir hâle getirilmesi bağlamı; tanıma ile ayrıdır.
setting aside an award|hakem kararının iptali|phrase|Hakem kararına karşı iptal yolu; merits appeal ile aynı değildir.
mediation|arabuluculuk|noun|Tarafların üçüncü kişinin yardımıyla anlaşma aradığı uyuşmazlık çözümü.
mediator|arabulucu|noun|Anlaşmaya ulaşılmasına yardımcı olan tarafsız üçüncü kişi.
mediation agreement|arabuluculuk anlaşması|phrase|Bağlama göre arabuluculuğa başvurma veya süreçte varılan anlaşma; hangisi olduğu açıklanmalıdır.
settlement reached in mediation|arabuluculukta varılan anlaşma|phrase|Arabuluculuk sonucunda tarafların vardığı çözüm.
@companies|Hukuk|TR / international|WIPO_REFERENCE
company|şirket|noun|Ticari veya başka amaçla kurulan şirket; şirket türü hukuki özellikleri değiştirir.
legal entity|tüzel kişi|phrase|Hukuk düzenince kişilik tanınan örgütlenme.
natural person|gerçek kişi|phrase|Hukuk düzeninde insan kişi.
shareholder|pay sahibi|noun|Şirkette paya sahip olan kişi.
share capital|esas sermaye|phrase|Şirket sözleşmesinde belirlenen sermaye bağlamı; şirket türü önemlidir.
paid-up capital|ödenmiş sermaye|phrase|Sermayenin fiilen ödenmiş bölümü.
capital increase|sermaye artırımı|phrase|Şirket sermayesinin artırılması işlemi.
capital reduction|sermaye azaltımı|phrase|Şirket sermayesinin azaltılması işlemi.
share transfer|pay devri|phrase|Şirket payının başka kişiye geçirilmesi.
share transfer agreement|pay devir sözleşmesi|phrase|Pay devrini düzenleyen anlaşma.
shareholders' agreement|pay sahipleri sözleşmesi|phrase|Pay sahipleri arasındaki hak ve yükümlülükleri düzenleyen anlaşma.
articles of association|esas sözleşme|phrase|Şirketin kuruluş ve işleyişini düzenleyen temel belge; şirket türleri ayrılır.
board resolution|yönetim kurulu kararı|phrase|Yönetim kurulunun aldığı karar.
general meeting|genel kurul|phrase|Şirket pay sahiplerinin veya üyelerin karar organı bağlamı.
ordinary general meeting|olağan genel kurul|phrase|Düzenli dönemde yapılan genel kurul toplantısı.
extraordinary general meeting|olağanüstü genel kurul|phrase|Olağan dönem dışında yapılan genel kurul toplantısı.
authorized signatory|imza yetkilisi|phrase|Şirket veya kurum adına imza atmaya yetkili kişi.
representation authority|temsil yetkisi|phrase|Başkası adına hukuki işlem yapabilme yetkisi.
signature circular|imza sirküleri|phrase|Türkiye'deki temsil ve imza örneklerini gösteren belge için betimleyici karşılık.
trade registry|ticaret sicili|phrase|Ticari işletme ve şirketlere ilişkin resmi kayıt sistemi.
trade name|ticaret unvanı|phrase|Tacirin ticari işlemlerde kullandığı ad; marka ile aynı değildir.
liquidation|tasfiye|noun|Şirket veya malvarlığının sona erdirilerek hesaplarının kapatılması bağlamı.
liquidator|tasfiye memuru|noun|Tasfiye işlemlerini yürüten kişi.
beneficial owner|nihai faydalanıcı|phrase|Mülkiyet veya kontrol ilişkisinin arkasındaki gerçek faydalanıcı kişi bağlamı.
conflict of interest|çıkar çatışması|phrase|Kişinin görev veya yükümlülüğüyle kişisel menfaati arasındaki çatışma.
@employment|Hukuk|TR / international|ILO
employment|istihdam|noun|Çalıştırma veya işte çalışma ilişkisi bağlamı.
employment contract|iş sözleşmesi|phrase|İşçi ile işveren arasındaki çalışma ilişkisini düzenleyen sözleşme.
employee|işçi|noun|İş sözleşmesine bağlı çalışan kişi; her çalışan aynı hukuki statüde değildir.
employer|işveren|noun|İş sözleşmesinde işçiyi çalıştıran taraf.
fixed-term employment contract|belirli süreli iş sözleşmesi|phrase|Süresi veya sona erme koşulu belirli iş sözleşmesi.
indefinite-term employment contract|belirsiz süreli iş sözleşmesi|phrase|Sona erme zamanı belirli olmayan iş sözleşmesi.
probationary period|deneme süresi|phrase|Çalışma ilişkisinin başlangıcındaki deneme dönemi.
notice period|bildirim süresi|phrase|Fesih bildiriminden sona ermeye kadar olan süre bağlamı.
severance pay|kıdem tazminatı|phrase|Türkiye'deki kıdeme bağlı fesih ödemesi için karşılık; yabancı sistemlerde kapsam farklıdır.
payment in lieu of notice|ihbar tazminatı|phrase|Bildirim süresine uyulmamasına ilişkin ödeme bağlamında yaklaşık karşılık.
reinstatement|işe iade|noun|Fesih sonrasında iş ilişkisinin yeniden kurulması bağlamı.
reinstatement action|işe iade davası|phrase|Feshin geçersizliği ve işe dönüş talebine ilişkin dava.
overtime pay|fazla çalışma ücreti|phrase|Normal çalışma süresini aşan çalışmanın karşılığı.
annual leave|yıllık izin|phrase|Çalışanın yıllık ücretli dinlenme hakkı bağlamı.
non-compete undertaking|rekabet etmeme taahhüdü|phrase|Belirli rakip faaliyetten kaçınma yükümlülüğü.
non-solicitation clause|müşteri veya çalışan ayartmama hükmü|phrase|Müşteri veya çalışanları çekmeye yönelik davranışları sınırlayan hüküm.
confidentiality obligation|gizlilik yükümlülüğü|phrase|Bilginin açıklanmamasına veya kullanılmamasına ilişkin yükümlülük.
@property|Hukuk|TR|TBK
ownership|mülkiyet|noun|Bir şey üzerindeki mülkiyet hakkı.
possession|zilyetlik|noun|Bir şey üzerindeki fiili hakimiyet; mülkiyetle aynı değildir.
possessor|zilyet|noun|Bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kişi.
land registry|tapu sicili|phrase|Taşınmaz haklarının resmi kayıt sistemi.
title deed|tapu senedi|phrase|Taşınmaz mülkiyetine ilişkin resmi belge bağlamı.
immovable property|taşınmaz|phrase|Arazi ve hukuken taşınmaz sayılan malvarlığı.
movable property|taşınır|phrase|Taşınmaz dışında kalan taşınabilir malvarlığı bağlamı.
easement|irtifak hakkı|phrase|Bir taşınmaz veya hak üzerinde sınırlı yararlanma hakkı.
usufruct|intifa hakkı|phrase|Başkasına ait şeyden kullanma ve yararlanma hakkı.
mortgage|ipotek|noun|Taşınmaz üzerinde kurulan rehin hakkı bağlamı.
pledge|rehin|noun|Alacağı güvenceye almak üzere kurulan sınırlı ayni hak bağlamı.
lease agreement|kira sözleşmesi|phrase|Bir şeyin kullanımının bedel karşılığında bırakılmasını düzenleyen sözleşme.
lessor|kiraya veren|noun|Kullanımı kira sözleşmesiyle diğer tarafa bırakan kişi.
lessee|kiracı|noun|Kira sözleşmesiyle kullanım hakkı edinen kişi.
rent arrears|kira borcu|phrase|Vadesi geçtiği hâlde ödenmemiş kira tutarları bağlamı.
eviction|tahliye|noun|Kiralananın boşaltılması bağlamı; genel boşaltma anlamından ayrıdır.
eviction action|tahliye davası|phrase|Kiralananın boşaltılması talebiyle açılan dava.
undertaking to vacate|tahliye taahhüdü|phrase|Kiralananın belirli zamanda boşaltılmasına ilişkin taahhüt.
rent determination action|kira bedelinin tespiti davası|phrase|Kira tutarının mahkemece belirlenmesine ilişkin davanın betimleyici karşılığı.
lease renewal|kira sözleşmesinin yenilenmesi|phrase|Kira ilişkisinin yeni dönem için sürdürülmesi veya yeniden kararlaştırılması.
@ip|Hukuk|international / TR|WIPO
intellectual property|fikri mülkiyet|phrase|Fikri ürün ve ticari işaret haklarını kapsayan üst alan.
intellectual property right|fikri mülkiyet hakkı|phrase|Fikri ürün veya ticari işaret üzerindeki haklar için üst kavram.
industrial property|sınai mülkiyet|phrase|Marka, patent ve benzeri sınai haklar alanı.
copyright holder|telif hakkı sahibi|phrase|Telif hakkını elinde bulunduran kişi.
rights holder|hak sahibi|phrase|İlgili fikri veya sınai hakkı elinde bulunduran kişi.
economic rights|mali haklar|phrase|Eserden ekonomik yararlanmayı sağlayan haklar bağlamı.
moral rights|manevi haklar|phrase|Eser sahibiyle eser arasındaki kişisel ilişkiyi koruyan haklar bağlamı.
assignment of rights|hakların devri|phrase|Belirli hakların başka kişiye geçirilmesi.
exclusive licence|münhasır lisans|phrase|Belirlenen kapsamda başkasına lisans verilmesini sınırlayan kullanım izni.
non-exclusive licence|münhasır olmayan lisans|phrase|Aynı kapsamda başka kişilere de verilebilen kullanım izni.
sublicence|alt lisans|noun|Lisans alan tarafından üçüncü kişiye verilen izin; yetki ayrıca bulunmalıdır.
royalty|lisans bedeli|noun|Hakkın kullanılması karşılığında ödenen bedel; her ödeme royalty değildir.
royalty-free licence|ek lisans bedeli gerektirmeyen lisans|phrase|Tanımlı kullanım için tekrar eden royalty gerektirmeyen izin; mutlaka ücretsiz değildir.
trademark infringement|marka hakkına tecavüz|phrase|Marka hakkını ihlal eden kullanım bağlamı.
patent infringement|patent hakkına tecavüz|phrase|Patent kapsamındaki hakkı ihlal eden kullanım.
copyright infringement|telif hakkı ihlali|phrase|Telif hakkına aykırı kullanım.
trade secret|ticari sır|phrase|Gizliliği ve ticari değeri bulunan işletme bilgisi bağlamı.
prior art|önceki teknik|phrase|Patent değerlendirmesinde bilinen teknik durum.
novelty|yenilik|noun|Patent veya tasarım korumasında yeni olma niteliği; koşullar alana göre değişir.
inventive step|buluş basamağı|phrase|Buluşun ilgili teknik alandaki uzman için aşikâr olmaması bağlamı.
@administrative_criminal|Hukuk|TR|TR_LEGAL_REFERENCE
administrative act|idari işlem|phrase|İdarenin hukuki sonuç doğuran işlemi bağlamı.
annulment action|iptal davası|phrase|Bir işlemin hukuka aykırılık nedeniyle kaldırılmasını isteyen dava; alanı belirtilmelidir.
action for administrative damages|tam yargı davası|phrase|İdari işlem veya eylemden doğan hak kaybına ilişkin davanın açıklayıcı karşılığı.
stay of execution|yürütmenin durdurulması|phrase|İdari işlemin uygulanmasının geçici durdurulması bağlamı; diğer alanlarda anlam değişir.
public authority|kamu makamı|phrase|Kamusal yetki kullanan makam.
administrative fine|idari para cezası|phrase|İdari makamın uyguladığı parasal yaptırım.
suspect|şüpheli|noun|Ceza soruşturmasında suç şüphesi altında bulunan kişi.
accused|sanık|noun|Ceza yargılamasında suç isnadı yöneltilen kişi; davalıyla aynı değildir.
indictment|iddianame|noun|Ceza davasının temelini oluşturan suçlama belgesi bağlamı.
prosecutor|savcı|noun|Ceza soruşturması ve kamu davasında görevli makam mensubu.
acquittal|beraat|noun|Sanığın suçtan mahkum edilmemesine ilişkin hüküm bağlamı.
conviction|mahkumiyet|noun|Suçun sabit görülmesine ilişkin hüküm; sentence cezanın belirlenmesidir.
presumption of innocence|masumiyet karinesi|phrase|Suçluluğu hükmen belirleninceye kadar masum kabul edilme ilkesi.
right to remain silent|susma hakkı|phrase|Kişinin kendisine yöneltilen sorulara cevap vermemeyi seçebilmesi.
pre-trial detention|tutukluluk|phrase|Kesinleşmiş cezanın infazından önceki özgürlükten yoksun bırakma bağlamı.
detention warrant|tutuklama kararı|phrase|Tutuklama işleminin hukuki dayanağını oluşturan karar için yaklaşık karşılık.
search warrant|arama kararı|phrase|Arama yapılmasına yetki veren karar bağlamı.
complainant|şikayetçi|noun|Suça veya davranışa ilişkin şikayette bulunan kişi.
criminal complaint|suç duyurusu|phrase|Suç işlendiği iddiasının yetkili makama bildirilmesi bağlamı.
@accounting|Muhasebe ve Finans||IFRS
accounting|muhasebe|noun|Mali işlemlerin kaydedilmesi ve raporlanması.
bookkeeping|defter tutma|noun|Mali işlemlerin muhasebe kayıtlarına geçirilmesi.
bookkeeper|muhasebe kayıt görevlisi|noun|Muhasebe kayıtlarını tutan kişi; her zaman yetkili mali müşavir değildir.
accountant|muhasebeci|noun|Muhasebe işi yapan kişi; mesleki ruhsat unvanları ayrı tutulur.
accounts receivable|ticari alacaklar|phrase|Mal veya hizmet satışından doğan alacaklar bağlamı.
accounts payable|ticari borçlar|phrase|Mal veya hizmet alımından doğan borçlar bağlamı.
trade receivable|ticari alacak|phrase|İşletmenin ticari faaliyetinden doğan alacak.
trade payable|ticari borç|phrase|İşletmenin ticari alımlarından doğan borç.
accrual|tahakkuk|noun|Gelir veya giderin ilgili dönemde muhasebeleştirilmesi bağlamı.
accrued expense|tahakkuk etmiş gider|phrase|Oluşmuş ancak ödemesi veya faturası daha sonra gerçekleşebilen gider.
deferred income|ertelenmiş gelir|phrase|İleride gelir olarak muhasebeleştirilecek tutar bağlamı.
prepaid expense|peşin ödenmiş gider|phrase|Bedeli önceden ödenen, faydası sonraki dönemlere ait gider.
current asset|dönen varlık|phrase|Olağan faaliyet döngüsü veya kısa vadede kullanılacak varlık.
non-current asset|duran varlık|phrase|Kısa vadeli kullanım veya dönüşüm dışındaki varlık.
current liability|kısa vadeli yükümlülük|phrase|Kısa vadede yerine getirilmesi beklenen yükümlülük.
non-current liability|uzun vadeli yükümlülük|phrase|Uzun vadede yerine getirilecek yükümlülük.
equity|özkaynak|noun|Muhasebede varlıklardan yükümlülükler çıktıktan sonra kalan pay.
shareholders' equity|pay sahiplerine ait özkaynak|phrase|Şirket özkaynağının pay sahiplerine ait bölümü bağlamı.
retained earnings|dağıtılmamış kârlar|phrase|İşletmede bırakılan birikmiş kârlar.
provision|karşılık|noun|Muhasebede tutarı veya zamanı belirsiz yükümlülük bağlamı; sözleşme hükmü anlamı ayrıdır.
impairment|değer düşüklüğü|noun|Varlığın kayıtlı değerinin geri kazanılabilir tutarını aşması bağlamı.
depreciation|amortisman|noun|Maddi duran varlık maliyetinin dönemlere dağıtılması.
amortisation|itfa|noun|Muhasebede maddi olmayan varlık maliyetinin dönemlere dağıtılması bağlamı.
trial balance|mizan|phrase|Hesapların borç ve alacak toplamlarını gösteren kontrol tablosu.
general ledger|büyük defter|phrase|İşlemlerin hesaplar bazında izlendiği muhasebe defteri.
journal entry|yevmiye kaydı|phrase|Muhasebe işleminin günlük kayıt düzenindeki kaydı.
bank reconciliation|banka mutabakatı|phrase|Muhasebe kayıtlarıyla banka hareketlerinin karşılaştırılması.
financial statement|finansal tablo|phrase|İşletmenin mali durum veya performansını gösteren tablo.
statement of cash flows|nakit akış tablosu|phrase|Nakit giriş ve çıkışlarını gösteren finansal tablo.
statement of financial position|finansal durum tablosu|phrase|Belirli tarihte varlık, yükümlülük ve özkaynağı gösteren tablo.
statement of profit or loss|kâr veya zarar tablosu|phrase|Dönemin gelir ve gider sonuçlarını gösteren tablo.
gross profit|brüt kâr|phrase|İlgili maliyetler düşüldükten sonraki brüt kazanç bağlamı.
net profit|net kâr|phrase|İlgili gider ve vergiler sonrası kalan kâr.
operating expense|faaliyet gideri|phrase|İşletmenin faaliyetini yürütmek için yaptığı gider.
working capital|işletme sermayesi|phrase|Günlük faaliyetin finansmanı bağlamında kullanılan sermaye ölçüsü.
@finance|Muhasebe ve Finans||EDITORIAL
finance|finans|noun|Para ve kaynak yönetimi alanı.
cash flow|nakit akışı|phrase|Nakit giriş ve çıkışları.
liquidity|likidite|noun|Varlığın nakde çevrilebilirliği veya ödeme yapabilme kapasitesi.
interest rate|faiz oranı|phrase|Faizin hesaplandığı oran.
compound interest|bileşik faiz|phrase|Faize de faiz işletilen hesaplama biçimi.
simple interest|basit faiz|phrase|Faizin yalnız başlangıç tutarı üzerinden hesaplanması.
principal amount|anapara|phrase|Faiz dışındaki temel para tutarı.
repayment|geri ödeme|noun|Borç alınan tutarın ödenmesi.
instalment|taksit|noun|Bölünmüş ödemenin bir parçası.
repayment schedule|geri ödeme planı|phrase|Ödemelerin zaman ve tutarlarını belirleyen plan.
collateral|teminat|noun|Bir borcu güvenceye almak üzere sağlanan mal veya hak.
credit limit|kredi limiti|phrase|Kullanılabilecek azami kredi tutarı.
creditworthiness|kredi değerliliği|noun|Borçlunun borcunu ödeme kapasitesine ilişkin değerlendirme.
bank statement|banka hesap özeti|phrase|Hesap hareketlerini gösteren banka belgesi.
standing order|düzenli ödeme talimatı|phrase|Belirli aralıklarla ödeme yapılması için bankaya verilen talimat.
direct debit|otomatik tahsilat|phrase|Yetkilendirilmiş alacaklının hesaptan tahsilat yapması bağlamı.
exchange rate|döviz kuru|phrase|Bir para biriminin diğerine göre değeri.
foreign exchange|döviz|phrase|Yabancı para veya yabancı para işlemleri bağlamı.
transfer fee|havale ücreti|phrase|Para aktarımı için alınan ücret; aktarım türüne göre değişir.
insurance premium|sigorta primi|phrase|Sigorta teminatı karşılığında ödenen bedel.
insurance coverage|sigorta teminatı|phrase|Sigortanın kapsadığı risk veya koruma.
policyholder|sigorta ettiren|noun|Sigorta sözleşmesini yapan kişi; sigortalı her zaman aynı kişi değildir.
insured person|sigortalı|phrase|Sigorta korumasından yararlanan kişi.
deductible|muafiyet tutarı|noun|Sigorta zararının sigortalı üzerinde kalan belirlenmiş kısmı bağlamı.
insurance claim|sigorta tazminat talebi|phrase|Sigorta olayına dayanarak yapılan ödeme talebi.
@tax_business|Muhasebe ve Finans||EDITORIAL
withholding tax|stopaj|phrase|Ödeme üzerinden kesilerek aktarılan vergi bağlamı.
value added tax|katma değer vergisi|phrase|Mal veya hizmet teslimine ilişkin KDV adı; oran bilgisi verilmez.
tax return|vergi beyannamesi|phrase|Vergi matrahı veya bilgilerin bildirildiği belge.
tax base|vergi matrahı|phrase|Verginin hesaplandığı tutar veya değer.
tax assessment|vergi tarhı|phrase|Vergi borcunun belirlenmesi işlemi bağlamı.
tax accrual|verginin tahakkuku|phrase|Verginin ödenebilir aşamaya gelmesi bağlamı.
tax exemption|vergi istisnası|phrase|Belirli işlemin vergi kapsamı dışında tutulması; muafiyet ayrımı bağlama bağlıdır.
tax exempt person|vergiden muaf kişi|phrase|Kişi bakımından vergi yükümlülüğünden muaf olma bağlamı.
tax residency|vergi mukimliği|phrase|Vergi amaçlarıyla belirli ülkede yerleşik sayılma durumu.
double taxation|çifte vergilendirme|phrase|Aynı gelir veya olayın birden fazla kez vergilendirilmesi bağlamı.
tax deduction|vergi indirimi|phrase|Vergi veya matrahtan düşülebilen kalem; bağlamı belirlenmelidir.
invoice|fatura|noun|Mal veya hizmet bedelini belgeleyen mali belge.
credit note|alacak dekontu|phrase|Önceki fatura tutarını azaltan belge bağlamı; yerel belge türü ayrıca kontrol edilir.
purchase order|satın alma siparişi|phrase|Alıcının mal veya hizmet siparişini belgeleyen kayıt.
quotation|fiyat teklifi|noun|Mal veya hizmet için sunulan fiyat bilgisi; alıntı anlamı ayrıdır.
turnover|ciro|noun|İşletmenin satış hacmi bağlamı; personel değişimi anlamı ayrıdır.
break-even point|başabaş noktası|phrase|Gelirlerin giderlere eşit olduğu seviye.
profit margin|kâr marjı|phrase|Kârın belirli bir satış veya maliyet tutarına oranı.
@startup|Hukuk|international|EDITORIAL
founder|kurucu|noun|Girişimi veya kuruluşu meydana getiren kişi.
co-founder|ortak kurucu|noun|Kuruluşu başkalarıyla birlikte meydana getiren kişi.
vesting|hak ediş|noun|Pay veya hakkın belirli koşul veya zamanla kazanılması bağlamı.
vesting schedule|hak ediş takvimi|phrase|Hakkın ne zaman ve hangi koşullarla kazanılacağını gösteren plan.
cliff period|ilk hak edişe kadar bekleme süresi|phrase|Hak edişin başlamasından önceki bekleme döneminin açıklayıcı karşılığı.
dilution|pay oranının seyrelmesi|noun|Yeni paylar veya haklar nedeniyle mevcut oranların azalması.
anti-dilution protection|seyrelmeye karşı koruma|phrase|Yatırım koşullarına göre pay veya dönüşüm değerini koruyan düzenleme.
pre-emption right|önalım hakkı|phrase|Bağlama göre satılan malı veya payı öncelikle edinme hakkı; yeni pay alma hakkıyla ayrılır.
subscription right|yeni pay alma hakkı|phrase|Yeni ihraç edilen payları edinmeye ilişkin hak bağlamı.
right of first refusal|öncelikli alım hakkı|phrase|Üçüncü kişiye satış koşulları üzerinden önce satın alma fırsatı veren sözleşmesel hak.
right of first offer|ilk teklif hakkı|phrase|Satış öncesinde ilk teklif verme veya alma imkanı sağlayan sözleşmesel hak.
tag-along right|birlikte satış hakkı|phrase|Başkasının pay satışına kendi paylarıyla katılabilme hakkı.
drag-along right|birlikte satışa zorlama hakkı|phrase|Belirli koşullarda diğer pay sahiplerini satışa katılmaya zorlama hakkı.
liquidation preference|tasfiye önceliği|phrase|Belirli çıkış veya tasfiye gelirinde öncelikli ödeme hakkı; kapsam sözleşmeye bağlıdır.
convertible note|dönüştürülebilir borç senedi|phrase|Belirli koşullarda paya dönüşebilen borç aracı.
valuation cap|değerleme üst sınırı|phrase|Dönüşüm hesabında kullanılacak değerlemeye getirilen üst sınır.
term sheet|yatırım koşulları belgesi|phrase|İşlemin temel koşullarını özetleyen belge; tüm hükümleri bağlayıcı olmayabilir.
due diligence|durum tespiti incelemesi|phrase|İşlem öncesi hukuki, mali veya ticari inceleme.
@data_technology|Teknoloji||EDITORIAL
personal data|kişisel veri|phrase|Kimliği belirli veya belirlenebilir kişiye ilişkin bilgi.
data controller|veri sorumlusu|phrase|İşleme amaç ve araçlarını belirleyen kişi veya kurum bağlamı.
data processor|veri işleyen|phrase|Veri sorumlusu adına veri işleyen kişi veya kurum bağlamı.
data breach|veri ihlali|phrase|Verinin güvenliği veya yetkisiz erişimiyle ilgili ihlal.
privacy notice|aydınlatma metni|phrase|Kişisel veri işlemesi hakkında bilgi veren metin bağlamı.
consent|rıza|noun|Bir işleme veya davranışa izin verme; explicit consent özel bağlamdır.
explicit consent|açık rıza|phrase|Belirli konuda bilgilendirmeye dayanan açık izin bağlamı.
data retention|veri saklama|phrase|Verinin belirli süre boyunca tutulması.
data deletion|veri silme|phrase|Verinin erişilebilir veya kullanılabilir olmaktan çıkarılması bağlamı.
encryption|şifreleme|noun|Verinin anahtar olmadan okunamayacak biçime dönüştürülmesi.
authentication|kimlik doğrulama|noun|Kişi veya sistemin iddia edilen kimliğinin doğrulanması.
authorization|yetkilendirme|noun|Belirli kaynağa erişme veya işlem yapma izninin belirlenmesi.
access permission|erişim izni|phrase|Kaynağa ulaşma veya kullanma yetkisi.
password reset|parola sıfırlama|phrase|Mevcut parolanın yeni parolayla değiştirilmesi süreci.
backup copy|yedek kopya|phrase|Verinin kayıp veya hasara karşı saklanan kopyası.
restore from backup|yedekten geri yüklemek|verb|Veriyi saklanan yedek kopyadan geri getirmek.
software update|yazılım güncellemesi|phrase|Yazılımın daha yeni sürüm veya düzeltmeyle yenilenmesi.
security patch|güvenlik yaması|phrase|Güvenlik açığını gidermek için yapılan yazılım düzeltmesi.
source code|kaynak kod|phrase|Yazılımın programlama dilinde yazılmış biçimi.
open-source software|açık kaynak yazılım|phrase|Kaynak kodu belirli lisans koşullarıyla erişilebilir yazılım; sınırsız hak anlamına gelmez.
proprietary software|kapalı kaynak yazılım|phrase|Kaynak ve kullanım hakları sahibinin koşullarıyla sınırlandırılan yazılım bağlamı.
application programming interface|uygulama programlama arayüzü|phrase|Yazılımlar arasında tanımlı işlev ve veri alışverişi sağlayan arayüz.
rate limit|istek sınırı|phrase|Belirli zamanda kabul edilen işlem veya istek miktarına sınır.
request queue|istek kuyruğu|phrase|İşlenmeyi bekleyen isteklerin sıralandığı yapı.
cache|önbellek|noun|Tekrar kullanılacak veriyi hızlı erişim için tutan alan.
cache hit|önbellek isabeti|phrase|İstenen verinin önbellekte bulunması.
cache miss|önbellekte bulunamama|phrase|İstenen verinin önbellekte mevcut olmaması.
timeout|zaman aşımı|noun|Bekleme süresinin dolması; hukuki zamanaşımı anlamından ayrıdır.
retry|yeniden denemek|verb|Başarısız işlemi tekrar yapmak.
rollback|geri alma|noun|Değişikliği önceki duruma döndürme işlemi.
@software|Teknoloji||EDITORIAL
bug|yazılım hatası|noun|Yazılımın beklenen davranışından sapması; böcek anlamı ayrıdır.
debug|hata ayıklamak|verb|Yazılım hatasının nedenini bulup düzeltmek.
release|sürüm|noun|Yazılımın yayımlanan belirli biçimi; yayınlama eylemi ayrı anlamdır.
deploy|yayına almak|verb|Yazılımı kullanılacağı ortamda çalışır duruma getirmek.
deployment|yayına alma|noun|Yazılımın hedef ortamda kullanıma sunulması.
staging environment|hazırlık ortamı|phrase|Canlı ortam öncesinde değişikliklerin denendiği ortam.
production environment|canlı ortam|phrase|Gerçek kullanıcıların kullandığı çalışma ortamı.
test case|test senaryosu|phrase|Belirli davranışı kontrol etmek için tanımlanan durum.
regression test|gerileme testi|phrase|Yeni değişikliğin önceki çalışan davranışları bozmadığını kontrol eden test.
load test|yük testi|phrase|Sistemin artan istek veya kullanıcı yükü altındaki davranışını ölçen test.
response time|yanıt süresi|phrase|İstek ile yanıt arasındaki zaman.
throughput|işleme kapasitesi|noun|Birim zamanda tamamlanan iş veya işlem miktarı.
concurrent request|eşzamanlı istek|phrase|Diğer isteklerle aynı zaman diliminde işlenen istek.
memory usage|bellek kullanımı|phrase|Bir uygulamanın kullandığı bellek miktarı.
storage space|depolama alanı|phrase|Dosya ve verilerin saklanabildiği kapasite.
file integrity|dosya bütünlüğü|phrase|Dosyanın beklenen içeriğini koruması.
checksum|sağlama toplamı|noun|Veri değişimini kontrol etmek için hesaplanan değer.
version control|sürüm kontrolü|phrase|Dosya değişikliklerini ve geçmişini izleyen sistem.
merge conflict|birleştirme çakışması|phrase|Farklı değişikliklerin otomatik birleştirilememesi durumu.
user interface|kullanıcı arayüzü|phrase|Kullanıcının uygulamayla etkileştiği görünüm ve kontroller.
@gaming|Oyun||EDITORIAL
save game|kayıtlı oyun|phrase|Oyuncunun ilerlemesinin saklandığı oyun kaydı.
save point|kayıt noktası|phrase|Oyun ilerlemesinin kaydedilebildiği nokta.
checkpoint|kontrol noktası|noun|Oyunda ilerlemenin veya yeniden başlama konumunun işaretlendiği nokta.
respawn|yeniden doğmak|verb|Oyun karakterinin kayıp veya ölüm sonrasında yeniden ortaya çıkması.
spawn point|doğma noktası|phrase|Karakter veya nesnenin oyunda belirdiği konum.
matchmaking|oyuncu eşleştirme|noun|Birlikte oynayacak oyuncuları belirleme sistemi.
ranked match|dereceli karşılaşma|phrase|Sonucun oyuncunun sıralama veya derecesini etkilediği karşılaşma.
cooperative play|işbirlikli oyun|phrase|Oyuncuların ortak hedef için birlikte oynadığı biçim.
competitive play|rekabetçi oyun|phrase|Oyuncuların birbirlerine karşı yarıştığı oyun biçimi.
frame rate|kare hızı|phrase|Saniyede görüntülenen kare sayısı.
input lag|giriş gecikmesi|phrase|Kontrol girdisiyle ekrandaki tepki arasındaki gecikme.
lag|gecikme|noun|Oyunun veya bağlantının tepkisinin geriden gelmesi.
cooldown|bekleme süresi|noun|Bir yeteneğin tekrar kullanılabilmesi için gereken süre.
loot|ganimet|noun|Oyunda ele geçirilen eşya veya ödüller.
loadout|ekipman düzeni|noun|Oyuncunun seçtiği silah, eşya ve yetenek birleşimi.
quest|görev|noun|Oyuncuya verilen hedef veya görev dizisi.
side quest|yan görev|phrase|Ana ilerleyişin dışında kalan oyun görevi.
non-player character|oyuncu olmayan karakter|phrase|İnsan oyuncu tarafından doğrudan kontrol edilmeyen oyun karakteri.
@learning|Genel||EDITORIAL
learn|öğrenmek|verb|Yeni bilgi veya beceri edinmek; öğretmek karşılığı değildir.
teach|öğretmek|verb|Başkasının bilgi veya beceri edinmesine yardımcı olmak.
learner|öğrenen|noun|Bilgi veya beceri edinmekte olan kişi.
teacher|öğretmen|noun|Eğitim veren kişi.
learning|öğrenme|noun|Bilgi veya beceri edinme süreci.
teaching|öğretim|noun|Bilgi ve becerilerin öğretilmesi süreci.
knowledge|bilgi|noun|Bir konu hakkında bilinenler; information ile her bağlamda aynı değildir.
skill|beceri|noun|Bir işi yapabilme yeterliği.
practice|alıştırma yapmak|verb|Bir beceriyi geliştirmek için tekrar etmek.
revise|tekrar etmek|verb|Öğrenilen konuyu yeniden çalışmak; metni değiştirme anlamı ayrıdır.
review|gözden geçirmek|verb|Bir şeyi yeniden incelemek veya değerlendirmek.
memorize|ezberlemek|verb|Bilgiyi hatırlanacak biçimde zihne yerleştirmek.
understand|anlamak|verb|Bir anlamı veya durumu kavramak.
misunderstand|yanlış anlamak|verb|Bir şeyi amaçlanandan veya gerçekte olduğundan farklı anlamak.
understanding|anlayış|noun|Kavrayış veya başkasını anlama tutumu; bağlama göre değişir.
explain|açıklamak|verb|Bir şeyi anlaşılır hâle getirmek.
explanation|açıklama|noun|Bir şeyi anlaşılır kılan anlatım.
clarify|netleştirmek|verb|Belirsizliği giderip açık duruma getirmek.
clarification|açıklığa kavuşturma|noun|Belirsiz veya anlaşılmayan yönleri giderme.
confuse|kafasını karıştırmak|verb|Bir kişinin konuyu ayırt etmesini veya anlamasını zorlaştırmak.
confusing|kafa karıştırıcı|adjective|Anlamayı veya ayırt etmeyi zorlaştıran.
confused|kafası karışmış|adjective|Bir durumu anlayamayan veya ayırt edemeyen kişinin hâli.
@communication|Genel||EDITORIAL
speak|konuşmak|verb|Sözlü olarak dil kullanmak.
say|söylemek|verb|Belirli sözü dile getirmek; speak ile dilbilgisel kullanımı farklıdır.
tell|anlatmak|verb|Bir kişiye bilgi veya hikaye aktarmak.
ask|sormak|verb|Bilgi almak için soru yöneltmek; istemek anlamı ayrıdır.
answer|cevap vermek|verb|Soruyu veya iletiyi karşılamak.
reply|yanıt vermek|verb|Önceki söz veya mesaja karşılık vermek.
mention|bahsetmek|verb|Bir konuya kısaca değinmek.
discuss|görüşmek|verb|Bir konuyu karşılıklı ele almak; tartışmak kavga anlamında olmak zorunda değildir.
argue|tartışmak|verb|Görüş ayrılığıyla karşılıklı konuşmak; gerekçe ileri sürmek anlamı ayrıdır.
interrupt|sözünü kesmek|verb|Bir kişinin konuşmasını araya girerek durdurmak.
listen|dinlemek|verb|Ses veya konuşmaya dikkat vermek.
hear|duymak|verb|Sesi algılamak; bilinçli dinlemek ile ayrılır.
pronounce|telaffuz etmek|verb|Bir sözcüğü seslendirmek.
pronunciation|telaffuz|noun|Sözcüğün seslendirilme biçimi.
translate|çevirmek|verb|Dil bağlamında bir dilden diğerine aktarmak; döndürmek anlamı ayrıdır.
translation|çeviri|noun|Bir dildeki içeriğin diğer dile aktarımı.
interpret|sözlü çeviri yapmak|verb|Konuşmayı başka dilde aktarmak; yorumlamak anlamı ayrıdır.
interpreter|sözlü çevirmen|noun|Konuşmalar arasında dil aktarımı yapan kişi.
translator|çevirmen|noun|Bir dildeki metni başka dile aktaran kişi.
meaning|anlam|noun|Bir kelime veya ifadenin anlattığı kavram.
sense|anlam|noun|Bir kelimenin belirli kullanımındaki anlamı.
context|bağlam|noun|Anlamın anlaşılmasını sağlayan çevre veya kullanım durumu.
register|dil düzeyi|noun|Resmî, gündelik veya argo gibi kullanım biçimi; kayıt anlamı ayrıdır.
@decision|Genel||EDITORIAL
choose|seçmek|verb|Seçenekler arasından birini belirlemek.
choice|seçim|noun|Seçme eylemi veya seçilen seçenek; election siyasi seçim anlamı ayrıdır.
option|seçenek|noun|Tercih edilebilen olasılık veya yol.
decide|karar vermek|verb|Bir seçenek veya davranışı belirlemek.
decision|karar|noun|Belirlenen seçenek veya sonuç.
prefer|tercih etmek|verb|Bir seçeneği diğerine üstün tutmak.
preference|tercih|noun|Bir seçeneği diğerlerine göre isteme.
consider|değerlendirmek|verb|Karar öncesinde bir konu veya seçeneği düşünmek.
reconsider|yeniden değerlendirmek|verb|Önceki karar veya görüşü tekrar ele almak.
compare|karşılaştırmak|verb|Benzerlik ve farkları incelemek.
comparison|karşılaştırma|noun|Benzerlik ve farkları inceleme işlemi.
alternative|alternatif|noun|Başka bir seçenek.
consequence|sonuç|noun|Bir davranış veya olayın yol açtığı durum.
likely|olası|adjective|Gerçekleşmesi beklenebilen; kesinlik belirtmez.
unlikely|pek olası olmayan|adjective|Gerçekleşme ihtimali düşük görülen.
possible|mümkün|adjective|Gerçekleşebilir veya yapılabilir olan.
impossible|imkansız|adjective|Gerçekleşmesi veya yapılması mümkün olmayan.
uncertain|belirsiz|adjective|Kesin olarak bilinmeyen veya kararlaştırılmamış.
certainty|kesinlik|noun|Şüphe veya belirsizliğin bulunmaması.
@work|Genel||EDITORIAL
apply for a job|işe başvurmak|verb|Bir işte çalışmak için başvuru yapmak.
job application|iş başvurusu|phrase|Bir iş için yapılan başvuru.
job interview|iş görüşmesi|phrase|İşe alım amacıyla yapılan görüşme.
hire|işe almak|verb|Bir kişiyi çalıştırmak üzere kabul etmek; kiralamak anlamı ayrıdır.
resign|istifa etmek|verb|Görev veya işten kendi isteğiyle ayrılmak.
resignation|istifa|noun|İş veya görevden kendi isteğiyle ayrılma.
promotion|terfi|noun|İşte daha üst göreve geçiş; tanıtım anlamı ayrıdır.
promote|terfi ettirmek|verb|Bir kişiyi daha üst göreve getirmek.
workload|iş yükü|noun|Yapılması gereken işin miktarı.
deadline|son tarih|noun|İş veya başvuru için tanınan sürenin sonu.
meet a deadline|işi süresinde bitirmek|verb|İşi son tarihe kadar tamamlamak.
miss a deadline|süreyi kaçırmak|verb|İşi veya başvuruyu belirlenen sürede yapamamak.
meeting agenda|toplantı gündemi|phrase|Toplantıda ele alınacak konular listesi.
meeting minutes|toplantı tutanağı|phrase|Toplantıda görüşülenleri ve kararları kaydeden belge.
follow-up|takip işlemi|noun|Önceki iş veya görüşmenin devamını sağlamak üzere yapılan işlem.
follow up on a request|bir talebin sonucunu takip etmek|verb|Talebin ilerlemesini veya yanıtını kontrol etmek.
hand over a task|görevi devretmek|verb|Bir işi başka kişiye bırakmak.
take over a task|görevi devralmak|verb|Başkasının yürüttüğü işi üstlenmek.
responsibility|sorumluluk|noun|Üstlenilen görev veya davranışların sonuçlarını taşıma.
responsible|sorumlu|adjective|Bir görevi veya sonuçlarını üstlenen.
reliable|güvenilir|adjective|Kendisine veya performansına güven duyulabilen.
reliability|güvenilirlik|noun|Güven duyulabilir olma niteliği.
@travel|Genel||EDITORIAL
book a ticket|bilet ayırtmak|verb|Seyahat bileti için yer ayırmak veya rezervasyon yapmak.
return ticket|gidiş dönüş bileti|phrase|Gidiş ve dönüşü kapsayan bilet.
one-way ticket|tek yön bilet|phrase|Yalnız gidişi kapsayan bilet.
boarding pass|biniş kartı|phrase|Uçağa binme bilgilerini ve iznini gösteren belge.
departure gate|biniş kapısı|phrase|Yolcuların uçağa geçiş yaptığı kapı.
flight delay|uçuş gecikmesi|phrase|Uçuşun planlanan zamandan geç gerçekleşmesi.
connecting flight|aktarmalı uçuş|phrase|Başka uçuşa bağlantı yapılarak sürdürülen seyahat bağlamı.
miss a connection|aktarmayı kaçırmak|verb|Sonraki ulaşım bağlantısına yetişememek.
carry-on baggage|kabin bagajı|phrase|Yolcunun kabine yanında aldığı bagaj.
checked baggage|teslim edilen bagaj|phrase|Taşıyıcıya teslim edilerek ayrı bölümde taşınan bagaj.
baggage allowance|bagaj hakkı|phrase|Biletin veya taşımanın izin verdiği bagaj miktarı.
check in|giriş işlemini yapmak|verb|Havaalanı veya otelde kayıt/giriş işlemini tamamlamak.
check out|çıkış işlemini yapmak|verb|Otelde kalışı sonlandıran işlemi yapmak; incelemek anlamı ayrıdır.
public transport|toplu taşıma|phrase|Birden fazla yolcuya açık ulaşım hizmeti.
commute|işe gidip gelmek|verb|Ev ile iş arasında düzenli yolculuk yapmak.
commuter|işe gidip gelen kişi|noun|Ev ile işi arasında düzenli seyahat eden kişi.
ferry terminal|vapur iskelesi|phrase|Vapur veya feribotun yolcu aldığı ve indirdiği yer bağlamı.
last ferry|son vapur|phrase|Belirli gündeki son vapur seferi.
round trip|gidiş dönüş yolculuk|phrase|Başlangıç yerine dönüşü kapsayan seyahat.
roadworks|yol çalışması|noun|Yolda bakım veya yapım işlemleri.
detour|alternatif güzergah|noun|Asıl yol yerine kullanılan dolanma yolu.
traffic jam|trafik sıkışıklığı|phrase|Araçların yoğunluk nedeniyle yavaş veya durarak ilerlemesi.
@home|Genel||EDITORIAL
household|ev halkı|noun|Aynı evde yaşayan kişiler; hane anlamı bağlama göre değişir.
household chores|ev işleri|phrase|Ev düzeni ve bakımı için yapılan işler.
do the laundry|çamaşır yıkamak|verb|Kirli kıyafetleri yıkamak.
hang out the laundry|çamaşır asmak|verb|Yıkanmış çamaşırı kuruması için asmak.
fold the laundry|çamaşır katlamak|verb|Yıkanmış kıyafetleri katlayıp düzenlemek.
do the washing-up|bulaşık yıkamak|verb|Kirli tabak ve mutfak gereçlerini yıkamak.
load the dishwasher|bulaşık makinesini doldurmak|verb|Kirli gereçleri makineye yerleştirmek.
unload the dishwasher|bulaşık makinesini boşaltmak|verb|Yıkanan gereçleri makineden çıkarmak.
take out the rubbish|çöpü çıkarmak|verb|Çöpü dışarıdaki toplama yerine götürmek.
vacuum the floor|yerleri süpürgeyle temizlemek|verb|Elektrikli süpürgeyle zemini temizlemek.
mop the floor|yerleri silmek|verb|Zemini ıslak bez veya paspasla temizlemek.
make the bed|yatağı toplamak|verb|Yatak örtü ve çarşaflarını düzenlemek.
change the sheets|çarşafları değiştirmek|verb|Yatak çarşaflarını yenileriyle değiştirmek.
water the plants|bitkileri sulamak|verb|Bitkilere su vermek.
leaking tap|su damlatan musluk|phrase|Kapalıyken su sızdıran musluk.
power cut|elektrik kesintisi|phrase|Elektrik beslemesinin kesilmesi.
water outage|su kesintisi|phrase|Şebeke suyunun geçici olarak verilememesi.
heating bill|ısınma faturası|phrase|Isıtma hizmeti veya enerji giderine ilişkin fatura.
utility bill|hizmet faturası|phrase|Elektrik, su veya benzeri temel hizmet faturası bağlamı.
spare key|yedek anahtar|phrase|Asıl anahtar yerine kullanılabilen ek anahtar.
@food|Genel||EDITORIAL
boil|kaynatmak|verb|Sıvıyı kaynama noktasına getirerek pişirmek; kaynamak geçişsiz anlamı ayrıdır.
simmer|kısık ateşte pişirmek|verb|Yemeği hafif kaynayacak biçimde düşük ateşte pişirmek.
fry|kızartmak|verb|Yağda pişirmek.
roast|fırında kızartmak|verb|Kuru ısıyla fırında pişirmek veya kızartmak.
bake|fırında pişirmek|verb|Ekmek, hamur işi veya yemekleri fırında pişirmek.
steam|buharda pişirmek|verb|Yemeği su buharıyla pişirmek.
peel|soymak|verb|Meyve veya sebzenin kabuğunu çıkarmak.
chop|doğramak|verb|Yiyeceği küçük parçalara kesmek.
slice|dilimlemek|verb|Yiyeceği ince veya belirli kalınlıkta parçalara kesmek.
grate|rendelemek|verb|Yiyeceği rende ile küçük parçalara ayırmak.
stir|karıştırmak|verb|Kaşık veya benzeri araçla içeriği hareket ettirmek.
whisk|çırpmak|verb|Malzemeleri hızlı hareketlerle karıştırmak.
knead|yoğurmak|verb|Hamur veya karışımı bastırıp çevirerek işlemek.
season|çeşnilendirmek|verb|Yemeğe tuz, baharat veya benzeri tat vericiler eklemek.
leftovers|artan yemek|noun|Öğünden sonra kalan yiyecek.
portion|porsiyon|noun|Bir kişiye veya öğüne ayrılan yiyecek miktarı.
serving|bir kişilik miktar|noun|Yiyecek veya içeceğin sunulan ölçüsü.
ripe|olgun|adjective|Yemeye uygun olgunluğa ulaşmış meyve veya sebze.
unripe|ham|adjective|Henüz olgunlaşmamış meyve veya sebze.
stale|bayat|adjective|Tazeliğini kaybetmiş yiyecek; her durumda bozuk değildir.
spoiled|bozulmuş|adjective|Yenmeye uygun niteliğini kaybetmiş yiyecek.
@shopping|Genel||EDITORIAL
receipt|fiş|noun|Alışverişin yapıldığını gösteren belge bağlamı; teslim alma anlamı ayrıdır.
refund|para iadesi|noun|Ödenen paranın geri verilmesi.
exchange an item|ürünü değiştirmek|verb|Satın alınan ürünü başka ürünle değiştirmek.
return an item|ürünü iade etmek|verb|Satın alınan ürünü satıcıya geri vermek.
out of stock|stokta yok|phrase|Ürünün mevcut stokta bulunmaması.
in stock|stokta mevcut|phrase|Ürünün mevcut stokta bulunması.
price tag|fiyat etiketi|phrase|Ürünün bedelini gösteren etiket.
discount code|indirim kodu|phrase|Alışveriş fiyatını azaltan kod.
shipping fee|kargo ücreti|phrase|Ürünün gönderilmesi için alınan bedel.
estimated delivery date|tahmini teslim tarihi|phrase|Ürünün ulaşmasının beklendiği tarih.
track a parcel|kargoyu takip etmek|verb|Gönderinin konum ve ilerlemesini kontrol etmek.
defective product|ayıplı ürün|phrase|Beklenen veya kararlaştırılan özellikleri taşımayan ürün bağlamı.
second-hand|ikinci el|adjective|Daha önce başka kişi tarafından kullanılmış.
brand-new|sıfır|adjective|Ürün için hiç kullanılmamış veya yeni alınmış anlamı.
reasonable price|makul fiyat|phrase|Uygun veya kabul edilebilir görülen bedel.
value for money|fiyatına göre değer|phrase|Ödenen bedelle elde edilen faydanın ilişkisi.
@relationships|Genel||EDITORIAL
trust|güvenmek|verb|Birinin doğruluğuna veya güvenilirliğine inanmak.
trust|güven|noun|Birinin doğruluğuna veya güvenilirliğine ilişkin inanç.
distrust|güvenmemek|verb|Birinin doğruluğuna veya güvenilirliğine inanmamak.
respect|saygı|noun|Bir kişinin değeri veya haklarına özen gösterme tutumu.
respect|saygı göstermek|verb|Kişinin değeri veya haklarını gözetmek.
support|desteklemek|verb|Bir kişiye veya görüşe yardım etmek.
supportive|destekleyici|adjective|Yardım ve anlayış sunan.
considerate|düşünceli|adjective|Başkalarının ihtiyaç ve duygularını gözeten.
inconsiderate|düşüncesiz|adjective|Başkalarının ihtiyaç ve duygularını yeterince gözetmeyen.
thoughtful|ince düşünceli|adjective|Başkalarının durumunu özenle dikkate alan.
rude|kaba|adjective|Nezaketsiz veya incitici davranan.
polite|nazik|adjective|Görgülü ve saygılı davranan.
kind|iyi kalpli|adjective|Başkalarına iyi niyetle yaklaşan.
obnoxious|çekilmez|adjective|Davranışı çok rahatsız edici bulunan kişi veya şey.
obnoxious|rahatsız edici|adjective|Özellikle hoş olmayan davranış veya tavır nedeniyle rahatsız eden.
annoying|sinir bozucu|adjective|Rahatsızlık veya kızgınlık yaratan.
annoyed|rahatsız olmuş|adjective|Bir durum nedeniyle hoşnutsuz veya kızgın olan.
embarrassing|utandırıcı|adjective|Bir kişide mahcubiyet yaratabilen.
embarrassed|mahcup|adjective|Utanma veya çekingenlik hisseden.
apologize|özür dilemek|verb|Hata veya incitici davranış için üzüntü bildirmek.
forgive|affetmek|verb|Hata nedeniyle duyulan kızgınlıktan veya suçlamadan vazgeçmek.
forgiveness|affetme|noun|Bir kişinin hatasını bağışlama.
@time|Genel||EDITORIAL
on time|zamanında|phrase|Belirlenen zamanda; in time yetişecek kadar erken anlamından ayrılır.
in time|vaktinde|phrase|Bir iş veya olaya yetişecek kadar erken.
at the latest|en geç|phrase|Belirtilen zamandan daha sonra olmayacak biçimde.
at the earliest|en erken|phrase|Belirtilen zamandan daha önce olmayacak biçimde.
sooner or later|er ya da geç|phrase|Sonunda, zamanının ne olduğu kesin olmadan.
from time to time|zaman zaman|phrase|Ara sıra, düzenli olmayan aralıklarla.
in the meantime|bu arada|phrase|Başka bir olay beklenirken geçen sürede.
for the time being|şimdilik|phrase|Mevcut zaman için, daha sonra değişebilmek üzere.
ahead of schedule|planlanandan önce|phrase|Öngörülen zamandan daha erken.
behind schedule|planlanandan geride|phrase|İşin öngörülen zamana göre gecikmiş olması.
at short notice|kısa süre önceden haber verilerek|phrase|Hazırlık için az zaman bırakacak kadar geç bildirimle.
in advance|önceden|phrase|Olay veya ihtiyaç ortaya çıkmadan önce.
postpone|ertelemek|verb|Bir işi daha sonraki zamana bırakmak.
postponement|erteleme|noun|İşin daha sonraki zamana bırakılması.
reschedule|yeniden zamanlamak|verb|Bir etkinlik veya işi başka zamana almak.
cancel|iptal etmek|verb|Planlanan işi veya etkinliği yapmama kararı vermek.
cancellation|iptal|noun|Planlanan iş veya işlemin kaldırılması.
@public_services|Genel||EDITORIAL
appointment|randevu|noun|Belirli zamanda görüşme veya hizmet alma düzenlemesi.
make an appointment|randevu almak|verb|Görüşme veya hizmet için zaman belirlemek.
reschedule an appointment|randevuyu değiştirmek|verb|Randevuyu başka zamana almak.
application form|başvuru formu|phrase|Başvuru bilgilerini toplamak için kullanılan belge.
fill in a form|form doldurmak|verb|İstenen bilgileri belgeye yazmak.
submit an application|başvuru yapmak|verb|Talep veya başvuruyu ilgili yere sunmak.
required document|gerekli belge|phrase|Bir işlem için sunulması istenen belge.
proof of address|adres belgesi|phrase|Yerleşim veya iletişim adresini gösteren belge.
identity document|kimlik belgesi|phrase|Kişinin kimliğini gösteren resmi belge.
residence permit|oturma izni|phrase|Bir ülkede ikamet etmeye yönelik izin.
work permit|çalışma izni|phrase|Bir ülkede veya statüde çalışmaya yönelik izin.
renew a document|belgeyi yenilemek|verb|Belgenin geçerliliğini yeni dönem için sürdürmek.
queue|sıra|noun|Hizmet bekleyen kişilerin oluşturduğu düzen.
queue up|sıraya girmek|verb|Hizmet almak için bekleyenlerin düzenine katılmak.
wait your turn|sıranı beklemek|verb|İşlem veya hizmet için kendi sıranı beklemek.
processing time|işlem süresi|phrase|Başvuru veya işlemin tamamlanması için geçen zaman.
@wellbeing|Genel||EDITORIAL
sleep|uyku|noun|Uyuma durumu; sıradan uykululuk veya biyolojik durgunlukla aynı değildir.
sleep|uyumak|verb|Uyku durumunda bulunmak; sleepiness yalnız uykululuk anlamıdır.
sleepy|uykulu|adjective|Uyuma isteği duyan.
drowsy|uykulu|adjective|Uykuya eğilimli veya tam uyanık olmayan; bilinçsiz anlamı değildir.
sleepless|uykusuz|adjective|Uyuyamamış veya uyumadan geçirilen bağlamı.
sleep deprivation|uyku yoksunluğu|phrase|Yeterli uyku alamama durumu.
fall asleep|uykuya dalmak|verb|Uyanıklık durumundan uykuya geçmek.
stay awake|uyanık kalmak|verb|Uyumadan uyanıklığı sürdürmek.
wake up|uyanmak|verb|Uyku durumundan çıkmak.
get up|yataktan kalkmak|verb|Uyanma sonrasında yataktan çıkmak; ayağa kalkmak anlamı ayrıdır.
sleep in|geç kalkmak|verb|Alışılmıştan daha geç saate kadar uyumak.
oversleep|uyanma saatini kaçırmak|verb|Planlanan saatten daha uzun uyumak; istemeden uykuya dalmak anlamıyla karıştırılmaz.
take a nap|kestirmek|verb|Kısa süre uyumak.
nap|kısa uyku|noun|Genellikle gündüz yapılan kısa uyuma.
rest|dinlenmek|verb|Yorgunluğu azaltmak için faaliyete ara vermek.
rested|dinlenmiş|adjective|Dinlenerek yorgunluğu azalmış.
restless|huzursuz|adjective|Rahat duramayan veya sakinleşemeyen.
tired|yorgun|adjective|Enerjisi azalmış veya dinlenmeye ihtiyaç duyan.
tiring|yorucu|adjective|Yorgunluğa neden olan.
exhausted|bitkin|adjective|Çok yorgun ve gücü azalmış.
exhausting|çok yorucu|adjective|Büyük yorgunluğa neden olan.
fatigue|yorgunluk|noun|Fiziksel veya zihinsel enerji azalması; teşhis anlamı yüklenmez.
@health_language|Tıp||MEDLINEPLUS
symptom|belirti|noun|Kişinin yaşadığı sağlık sorununu gösteren durum; tanı değildir.
sign|bulgu|noun|Sağlık değerlendirmesinde gözlenen belirti veya bulgu bağlamı.
diagnosis|tanı|noun|Sağlık durumunun adlandırılması; yalnız belirtilerden otomatik çıkarılmaz.
diagnostic test|tanı testi|phrase|Bir durumu belirlemeye yardımcı inceleme.
medical history|tıbbi öykü|phrase|Geçmiş sağlık durumları ve ilgili bilgilerin bütünü.
family history|aile öyküsü|phrase|Ailede görülen sağlık durumlarına ilişkin bilgi.
physical examination|fizik muayene|phrase|Kişinin sağlık durumunun muayene ile değerlendirilmesi.
prescription|reçete|noun|Sağlık uzmanının ilaç veya tedaviye ilişkin yazılı talimatı.
dose|doz|noun|Tek uygulamada alınan veya verilen ilaç miktarı.
dosage|doz düzeni|noun|İlacın miktar ve uygulama sıklığına ilişkin düzen.
side effect|yan etki|phrase|Tedavinin amaçlanan etki dışında oluşturduğu etki.
adverse reaction|istenmeyen reaksiyon|phrase|İlaç veya tedaviye bağlı olumsuz tepki bağlamı.
contraindication|kontrendikasyon|noun|Bir uygulamanın yapılmaması gereken durum bağlamı.
follow-up appointment|kontrol randevusu|phrase|Önceki değerlendirme veya tedavi sonrasında yapılan görüşme.
outpatient|ayakta tedavi gören hasta|noun|Hastanede yatmadan hizmet alan kişi.
inpatient|yatarak tedavi gören hasta|noun|Hastaneye yatırılarak hizmet alan kişi.
discharge from hospital|hastaneden taburcu olma|phrase|Hastanede yatışın sona erdirilmesi.
blood sample|kan örneği|phrase|Laboratuvar incelemesi için alınan kan.
reference range|referans aralığı|phrase|Test sonucunun karşılaştırıldığı aralık; tek başına tanı belirlemez.
recovery|iyileşme|noun|Sağlığın veya işlevin yeniden kazanılması süreci.
@phrasal_change|İfadeler||EDITORIAL
carry out|yerine getirmek|verb|Görev veya planı uygulamak; nesne alır.
carry on|devam etmek|verb|Bir işi veya davranışı sürdürmek.
call off|iptal etmek|verb|Planlanan etkinliği yapmama kararı vermek; call it off biçimi mümkündür.
put off|ertelemek|verb|İşi sonraya bırakmak; put it off biçimi mümkündür.
bring forward|öne almak|verb|Toplantı veya tarihi daha erken zamana almak.
put forward|ileri sürmek|verb|Öneri veya görüşü değerlendirilmek üzere sunmak.
come up with|bulmak|verb|Fikir veya çözüm üretmek; come up with an idea gibi kullanılır.
figure out|çözmek|verb|Düşünerek anlamak veya çözüm bulmak; figure it out biçimi mümkündür.
work out|çözümlemek|verb|Sorun veya hesabı uğraşarak çözmek; egzersiz yapmak anlamı ayrıdır.
work out|egzersiz yapmak|verb|Fiziksel antrenman yapmak; çözümlemek anlamı ayrıdır.
find out|öğrenmek|verb|Araştırma veya haber alma yoluyla bilgi edinmek.
look into|araştırmak|verb|Konu veya sorunu incelemek; look into the matter gibi kullanılır.
look up|sözlükte aramak|verb|Kelime veya bilgiyi kaynakta bulmaya çalışmak; look it up biçimi mümkündür.
look over|gözden geçirmek|verb|Belge veya işi incelemek.
go over|üzerinden geçmek|verb|Konuyu veya belgeyi tekrar incelemek.
point out|dikkat çekmek|verb|Bir durumu veya ayrıntıyı belirtmek; point it out biçimi mümkündür.
sort out|düzene koymak|verb|Karışıklığı veya sorunu gidererek düzenlemek.
turn down|reddetmek|verb|Teklif veya talebi kabul etmemek; sesi kısmak anlamı ayrıdır.
turn up|ortaya çıkmak|verb|Bir yerde beklenmedik biçimde görünmek; sesi açmak anlamı ayrıdır.
set up|kurmak|verb|Sistem veya düzeni oluşturmak; set it up biçimi mümkündür.
@phrasal_people|İfadeler||EDITORIAL
get along with|iyi geçinmek|verb|Bir kişiyle uyumlu ilişki sürdürmek.
fall out with|arası bozulmak|verb|Bir kişiyle anlaşmazlık nedeniyle ilişkisinin bozulması.
make up with|barışmak|verb|Bir kişiyle anlaşmazlığı giderip ilişkiyi düzeltmek.
let down|hayal kırıklığına uğratmak|verb|Beklentiyi karşılamamak; let someone down gibi kullanılır.
put up with|katlanmak|verb|Rahatsız edici duruma dayanmak; nesne öbekten sonra gelir.
look after|ilgilenmek|verb|Bir kişinin veya şeyin bakımını üstlenmek.
look out for|göz kulak olmak|verb|Bir kişiyi koruyup gözetmek bağlamı.
look up to|hayranlık duymak|verb|Bir kişiye saygı ve hayranlık beslemek.
look down on|küçümsemek|verb|Birini kendinden aşağı görmek.
stand up for|savunmak|verb|Bir kişiyi veya ilkeyi destekleyip korumak.
back down|geri adım atmak|verb|İddia veya talepten vazgeçmek ya da daha az ısrarcı olmak.
back out of|vazgeçmek|verb|Önceden kabul edilen anlaşma veya planı yerine getirmemek.
keep up with|ayak uydurmak|verb|Bir kişinin, gelişmenin veya hızın gerisinde kalmamak.
catch up with|yetişmek|verb|Geride kalınan kişi veya düzeye ulaşmak.
reach out to|iletişime geçmek|verb|Bir kişiye bağlantı veya yardım amacıyla ulaşmak.
get back to|geri dönüş yapmak|verb|Bir kişiye daha sonra yanıt vermek.
check in with|durumunu sormak|verb|Bir kişiyle kısa iletişim kurup gelişmeleri öğrenmek.
get in touch|iletişime geçmek|verb|Bir kişiyle bağlantı kurmak; with ile kişi eklenebilir.
lose touch|iletişimi kaybetmek|verb|Bir kişiyle düzenli bağlantının kesilmesi.
keep in touch|iletişimde kalmak|verb|Bir kişiyle bağlantıyı sürdürmek.
@idioms|Deyimler||EDITORIAL
break the ice|buzları eritmek|phrase|İlk karşılaşmadaki çekingenliği azaltmak; mecazi kullanım.
get the ball rolling|işi başlatmak|phrase|Bir sürecin başlamasını sağlamak; mecazi açıklayıcı karşılık.
be on the same page|aynı fikirde olmak|phrase|Bir konuda ortak anlayışa sahip olmak; her ayrıntıda aynı görüş anlamına gelmeyebilir.
read between the lines|satır aralarını okumak|phrase|Açıkça söylenmeyen anlamı çıkarmak.
beat around the bush|lafı dolandırmak|phrase|Asıl konuya doğrudan gelmemek.
get straight to the point|doğrudan konuya girmek|phrase|Dolandırmadan asıl meseleyi söylemek.
miss the point|asıl meseleyi kaçırmak|phrase|Söylenenin temel anlamını kavrayamamak.
put yourself in someone's shoes|kendini birinin yerine koymak|phrase|Durumu başka kişinin bakış açısından değerlendirmek.
a blessing in disguise|hayırlı çıkan talihsizlik|phrase|Başta kötü görünen olayın sonradan yararlı çıkması; açıklayıcı karşılık.
a long shot|düşük ihtimalli girişim|phrase|Başarısı pek olası olmayan deneme; mecazi kullanım.
the last straw|bardağı taşıran son damla|phrase|Biriken rahatsızlığın dayanılmaz hâle gelmesine yol açan son olay.
out of the blue|hiç beklenmedik anda|phrase|Önceden işaret olmadan veya beklenmedik biçimde.
in a nutshell|kısaca|phrase|Konuyu kısa özetiyle anlatırken kullanılır.
under the weather|keyifsiz|adjective|Hafif hasta veya iyi hissetmeyen; hava durumu anlamı değildir.
a piece of cake|çok kolay iş|phrase|Yapılması çok kolay görülen iş; mecazi kullanım.
bite off more than you can chew|boyundan büyük işe kalkışmak|phrase|Üstesinden gelinemeyecek kadar iş üstlenmek.
cut corners|işi kestirmeden yapmak|phrase|Zaman veya para kazanmak için gereken özeni azaltmak; olumlu hızlanma anlamı değildir.
leave no stone unturned|her yolu denemek|phrase|Çözüm veya bilgi için mümkün olan tüm yolları araştırmak.
keep an eye on|göz kulak olmak|phrase|Bir kişinin veya şeyin durumunu izlemek.
turn a blind eye|görmezden gelmek|phrase|Bilinen bir sorunu bilinçli olarak dikkate almamak.
pull someone's leg|birine takılmak|phrase|Şaka yoluyla birini gerçek olmayan şeye inandırmaya çalışmak.
call it a day|bugünlük bırakmak|phrase|O günkü çalışmayı sona erdirmek.
back to square one|başa dönmek|phrase|İlerleme kaybolup başlangıç durumuna dönmek.
a win-win situation|iki tarafın da kazandığı durum|phrase|Her iki tarafın yarar gördüğü çözüm.
the ball is in your court|sıra sende|phrase|Sonraki karar veya hamlenin karşı tarafta olması.
@turkish_idioms|Deyimler||EDITORIAL
be overwhelmed with work|işin içinden çıkamamak|phrase|İş yükü veya karmaşıklığı yönetememek; açıklayıcı karşılık.
feel at ease|içi rahat etmek|phrase|Bir konuda endişesinin kalmaması.
be worried|içi içini yemek|phrase|Yoğun kaygı veya merak duymak; açıklayıcı karşılık.
be over the moon|havalara uçmak|phrase|Çok sevinmek; iki dilde de mecazi kullanım.
be at a loss|ne yapacağını bilememek|phrase|Nasıl davranacağını veya ne söyleyeceğini kestirememek.
be taken aback|şaşırıp kalmak|phrase|Beklenmedik durum karşısında şaşırmak.
make a mountain out of a molehill|pireyi deve yapmak|phrase|Küçük sorunu gereğinden büyük göstermek.
kill two birds with one stone|bir taşla iki kuş vurmak|phrase|Tek davranışla iki sonuç elde etmek; mecazi kullanım.
add fuel to the fire|yangına körükle gitmek|phrase|Var olan gerginliği veya sorunu büyütmek.
let sleeping dogs lie|uyuyan yılanı uyandırmamak|phrase|Sorun çıkarmayan eski meseleyi yeniden açmamak.
what goes around comes around|ne ekersen onu biçersin|phrase|Davranışların sonuçlarının kişiye dönmesi; yaklaşık deyimsel eşleşme.
be caught red-handed|suçüstü yakalanmak|phrase|Yanlış veya suç oluşturan eylem sırasında yakalanmak.
be on thin ice|tehlikeli sularda yüzmek|phrase|Riskli veya hassas durumda olmak; yaklaşık mecazi eşleşme.
beat a dead horse|boşuna uğraşmak|phrase|Artık sonuç vermeyecek konuyu tekrar ele almak.
get cold feet|son anda cesaretini kaybetmek|phrase|Planlanan işten korku veya çekingenlikle vazgeçmeye yaklaşmak.
keep your word|sözünü tutmak|phrase|Verilen sözü yerine getirmek.
go back on your word|sözünden dönmek|phrase|Önceden verilen söze uymamak.
be all ears|can kulağıyla dinlemek|phrase|Söylenenlere tüm dikkatini vermek.
be tight-lipped|ağzı sıkı olmak|phrase|Bilgi veya sır açıklamamak.
let the cat out of the bag|sırrı ağzından kaçırmak|phrase|Gizli bilgiyi istemeden açığa vurmak.
@conversation|İfadeler||EDITORIAL
take your time|acele etme|phrase|Bir işi rahatça yapması için kişiye zaman tanırken söylenir.
no rush|acelesi yok|phrase|İşin hemen tamamlanmasına gerek olmadığını belirtir.
never mind|boş ver|phrase|Bir şeyi önemsememeyi veya üzerinde durmamayı önerir.
it depends|duruma bağlı|phrase|Yanıtın veya sonucun koşullara göre değiştiğini belirtir.
that makes sense|mantıklı|phrase|Söylenenin anlaşılır veya makul olduğunu belirtir.
that doesn't make sense|mantıklı değil|phrase|Söylenenin tutarsız veya anlaşılmaz bulunduğunu belirtir.
fair enough|makul|phrase|Bir gerekçeyi veya kararı kabul ederken kullanılır; ton önemlidir.
not necessarily|şart değil|phrase|Bir sonucun mutlaka geçerli olmadığını belirtir.
not at all|hiç de değil|phrase|Bir iddiayı reddederken veya teşekkür karşılığında kullanılır; anlam bağlama bağlıdır.
by all means|elbette|phrase|İzin veya güçlü kabul bildirir; kelimesi kelimesine çevrilmez.
help yourself|buyur al|phrase|Yiyecek veya sunulan şeyi serbestçe alması için kişiye söylenir.
after you|önce siz|phrase|Geçiş veya işlemde önceliği karşı tarafa verir.
please go ahead|buyurun devam edin|phrase|Konuşma veya işlemi sürdürmeye izin verir.
let me know|bana haber ver|phrase|Gelişme veya kararın bildirilmesini ister.
keep me posted|beni haberdar et|phrase|Gelişmeler hakkında düzenli bilgi ister.
I'll get back to you|size geri döneceğim|phrase|Daha sonra yanıt verileceğini belirtir.
thanks for letting me know|haber verdiğiniz için teşekkürler|phrase|Bilgilendirme için teşekkür bildirir.
sorry to bother you|rahatsız ettiğim için kusura bakmayın|phrase|İstek veya soru öncesinde nezaket bildirir.
would you mind|sakıncası var mı|phrase|Nazik rica yapar; ardından uygun fiil biçimi gerekir.
if you don't mind|sakıncası yoksa|phrase|Bir isteği veya öneriyi nazikçe koşullandırır.
for what it's worth|ne kadar işinize yarar bilmem ama|phrase|Görüşün sınırlı değerini kabul ederek sunar; açıklayıcı karşılık.
as far as I know|bildiğim kadarıyla|phrase|Bilginin kişinin bildiğiyle sınırlı olduğunu belirtir.
as far as I'm concerned|bana kalırsa|phrase|Kişinin kendi görüş veya tutumunu belirtir.
just in case|ne olur ne olmaz|phrase|Olası bir durum için önlem almayı belirtir.
@proverbs|Atasözleri||EDITORIAL
better late than never|hiç olmamasındansa geç olması iyidir|phrase|Geç gerçekleşen sonucun hiç gerçekleşmemesinden iyi olduğunu anlatan sözün açıklaması.
actions speak louder than words|laf değil icraat önemli|phrase|Davranışın sözden daha güçlü kanıt olduğu; açıklayıcı karşılık.
don't count your chickens before they hatch|dereyi görmeden paçaları sıvama|phrase|Sonuç kesinleşmeden olmuş gibi davranmama öğüdü; yaklaşık eşleşme.
where there's a will there's a way|isteyen bir yolunu bulur|phrase|Kararlılığın çözüm bulmaya yardımcı olması; açıklayıcı karşılık.
practice makes perfect|alıştırma ustalaştırır|phrase|Tekrarın beceriyi geliştirmesi; açıklayıcı karşılık.
look before you leap|adım atmadan önce düşün|phrase|Davranışın sonuçlarını önceden değerlendirme öğüdü; açıklayıcı karşılık.
all that glitters is not gold|her parlayan altın değildir|phrase|Çekici görünen her şeyin değerli olmaması.
too many cooks spoil the broth|çok kişi işe karışırsa iş bozulur|phrase|Aşırı müdahalenin sonucu bozması; açıklayıcı karşılık.
when in Rome, do as the Romans do|bulunduğun yerin adetlerine uy|phrase|Yerel alışkanlıklara uyum öğüdü; açıklayıcı karşılık.
no pain, no gain|emek olmadan kazanç olmaz|phrase|Bir sonuca ulaşmanın çaba gerektirmesi; mecazi kullanım.
