2026-10-12 · Installed foundations release used as baseline. Live index matched the baseline SHA-256 before building this release. VPS deployment remains user-run.
{
"new_distinct_pairs": 189,
"new_editorial_pos_sense_records": 191,
"existing_context_notes": 87,
"editorial_proposals": 278,
"attested_mapping_candidates": 7702,
"new_form_entry_links": 7673,
"controlled_editorial_form_links": 44,
"new_vocabulary_from_forms": 0,
"active_bilingual_records": 56735,
"human_verified_new_entries": 0,
"semantic_validation": "All candidates inspected for contextual distinctions during authoring; no comprehensive independent-source or human accuracy verification."
}Fixed 5,000 alphabetic word forms per language from wordfreq 3.1.1; includes names and inflections, not a list of unique lemmas. The improvement is chiefly recovery of existing headwords. This does not measure bilingual translation accuracy or dictionary completeness.
[
{
"language": "en",
"denominator": 5000,
"unit": "alphabetic word forms, including names and inflections; not lemmas",
"before": {
"exact": 3303,
"grammar_explanation": 8,
"explicit_form": 237,
"folded": 0,
"no_direct_match": 1452
},
"after": {
"exact": 3311,
"grammar_explanation": 8,
"explicit_form": 1010,
"folded": 0,
"no_direct_match": 671
}
},
{
"language": "tr",
"denominator": 5000,
"unit": "alphabetic word forms, including names and inflections; not lemmas",
"before": {
"exact": 2326,
"grammar_explanation": 0,
"explicit_form": 120,
"folded": 67,
"no_direct_match": 2487
},
"after": {
"exact": 2326,
"grammar_explanation": 0,
"explicit_form": 1537,
"folded": 50,
"no_direct_match": 1087
}
}
]{
"before": {
"active_translation_records": 56544,
"unique_normalized_translation_pairs": 52076,
"unique_english_headwords": 29401,
"unique_turkish_headwords": 35726,
"multiword_translation_records": 18818,
"subject_records": {
"Genel": 2885,
"Hukuk": 710,
"Muhasebe ve Finans": 218,
"Tıp": 971,
"Teknoloji": 180,
"Oyun": 38,
"İfadeler": 1474,
"Deyimler": 905,
"Atasözleri": 124,
"Sözlük": 49039
},
"review_status": {
"editorial_draft": 4886,
"expert_review_pending": 80,
"source_translation": 51334,
"unspecified": 244
},
"sense_boundary_nodes": {
"editorial_draft": 9941,
"provisional_import": 103160
},
"sense_limit": "Imported sense nodes are provisional record-level nodes, NOT independently verified semantic senses. Editorial nodes are drafts; each pair has two language nodes.",
"lookup_links_by_kind": {
"editorial_alternative_name": 1,
"explicit_inflected_form": 524,
"inherited_alias": 4048
},
"withheld_translation_records": 2
},
"after": {
"active_translation_records": 56735,
"unique_normalized_translation_pairs": 52265,
"unique_english_headwords": 29458,
"unique_turkish_headwords": 35804,
"multiword_translation_records": 18907,
"subject_records": {
"Genel": 3010,
"Hukuk": 718,
"Muhasebe ve Finans": 218,
"Tıp": 971,
"Teknoloji": 190,
"Oyun": 38,
"İfadeler": 1474,
"Deyimler": 905,
"Atasözleri": 124,
"Sözlük": 49039,
"İş dünyası": 40,
"Muhasebe": 1,
"Eğitim": 1,
"Çevre": 1,
"Finans": 5
},
"review_status": {
"editorial_draft": 5077,
"expert_review_pending": 80,
"source_translation": 51334,
"unspecified": 244
},
"sense_boundary_nodes": {
"editorial_draft": 10323,
"provisional_import": 103160
},
"sense_limit": "Imported sense nodes are provisional record-level nodes, NOT independently verified semantic senses. Editorial nodes are drafts; each pair has two language nodes.",
"lookup_links_by_kind": {
"attested_inflection": 7673,
"controlled_inflection": 44,
"editorial_alternative_name": 1,
"explicit_inflected_form": 524,
"inherited_alias": 4048
},
"withheld_translation_records": 2
}
}BOUN Turkish and English EWT form/lemma annotations: CC BY-SA 4.0. BOUN cites manually corrected morphology; EWT morphology includes automatic annotation and subsequent corrections. Annotation is fallible. EWT underlying sentence-text rights differ from annotation rights: no source sentences are included. Only form/lemma/POS evidence and sentence/token identifiers are shipped. Dataset snapshot hashes, licences, contributor READMEs and exclusions are included. No translation import from these corpora; no protected dictionary copied.
{
"scope": "278 authored proposals examined during model-assisted authoring for POS, naturalness, common confusions and restrictive contexts. This is not independent expert review.",
"independent_bilingual_source_checks": 0,
"human_verified": 0,
"source_annotations": "All accepted mappings have at least two non-typo observed annotations, existing compatible POS targets and a constrained surface relationship. Turkish nonactive voice and adverbs excluded. No invented suffix analysis is applied at query time.",
"exceptions": "104 original controlled Turkish form proposals, 44 genuinely new links; others already present. All model-assisted drafts, not corpus-attested claims.",
"drafts": 278,
"semantic_accuracy_percentage": null,
"controls": [
"causatives/other nonactive voice do not link to an active root in the new corpus mappings",
"securities and minutes retain exact lexical senses ahead of form alternatives",
"no legal-expert approval or imported translations from UD",
"all original source fields retained; additive context notes only"
]
}14 checks passed: compatibility, changed-master refusal, safe private storage, installation, integrity, source/alias preservation, reproducibility, repeated-install refusal and rollback protections. No production mutation during tests.
{
"status": "passed",
"checks": 129449,
"active_records": 56744,
"semantic_verification": "Retrieval checks do not establish bilingual semantic accuracy."
}Actual app event/loader flow tested in a minimal DOM harness, including form submit, translation links, autocomplete, loading failure and retry, and inflection notices. No browser-engine rendering or physical iOS Safari check was possible here.
671 English and 1,087 Turkish benchmark forms still unmatched. These are unresolved forms, not a verified list of missing headwords. See remaining-gaps.json. Common-base coverage, contextual sense review, colloquial contractions, idioms, derivation, jurisdiction distinctions and qualified human review remain priorities.
189 new normalized pairs, 191 new POS-specific records (two reuse an existing pair under another POS), 87 additive context notes. No reverse lookup, inflection or spelling alias counted as new vocabulary.
| English | Turkish | POS | Action | Draft context |
|---|---|---|---|---|
| base | dayandırmak | verb | new_pair | Bir karar, görüş veya çalışmayı bir gerekçeye dayandırmak; base something on something yapısı. |
| base | üs kurmak | verb | new_pair | Bir kişi veya kuruluşun faaliyet merkezini belirli bir yerde kurması; be based in yapısı edilgen kullanılır. |
| regard | olarak görmek | verb | new_pair | Birini veya bir şeyi belirli bir nitelikle değerlendirmek; regard someone as yapısı. |
| post | yayımlamak | verb | new_pair | İnternette bir içerik paylaşmak; posta göndermek anlamından ayrıdır. |
| post | postalamak | verb | new_pair | Bir mektup veya paketi posta yoluyla göndermek; özellikle Britanya İngilizcesi. |
| lead | önderlik etmek | verb | new_pair | Bir grubu veya faaliyeti yönetmek; metal adı lead ile farklı anlam ve telaffuz. |
| lead | yol açmak | verb | new_pair | Bir sonuca neden olmak; lead to yapısı. |
| sound | gibi gelmek | verb | new_pair | Duyulan bir sözün belli bir izlenim vermesi; sound good, sound strange gibi kullanılır. |
| schedule | planlamak | verb | new_pair | Bir etkinlik için zaman belirlemek; schedule a meeting gibi. |
| depend | bağlı olmak | verb | new_pair | Bir sonucun başka bir koşula göre değişmesi; depend on yapısı. |
| request | talep etmek | verb | new_pair | Bir şeyi resmî veya nazik biçimde istemek. |
| head | başında olmak | verb | new_pair | Bir ekip veya kuruluşu yönetmek; kafa anlamından ayrı fiil kullanımı. |
| head | yönelmek | verb | new_pair | Bir yere doğru gitmek; head for veya head to yapısı. |
| face | karşı karşıya kalmak | verb | new_pair | Bir sorun, durum veya sonuçla karşılaşmak. |
| face | yüzleşmek | verb | new_pair | Zor bir gerçeği kabullenerek ele almak; face the facts gibi. |
| back | desteklemek | verb | new_pair | Bir kişi veya girişime destek vermek; sırt veya arka anlamından ayrı fiil. |
| oppose | karşı çıkmak | verb | new_pair | Bir öneri veya uygulamaya itiraz etmek; oppose doğrudan nesne alır. |
| host | ev sahipliği yapmak | verb | new_pair | Bir etkinliği düzenleyip katılımcıları ağırlamak. |
| host | barındırmak | verb | new_pair | Bir web sitesi veya uygulamayı sunucuda çalıştırmak. |
| fax | faks göndermek | verb | new_pair | Bir belgeyi faks yoluyla iletmek. |
| guarantee | garanti etmek | verb | new_pair | Bir sonucun gerçekleşeceğine güvence vermek; hukukî kefaletin her bağlamdaki karşılığı değildir. |
| sponsor | sponsor olmak | verb | new_pair | Bir etkinlik veya kişiye tanıtım karşılığı maddi destek sağlamak. |
| switch | değiştirmek | verb | new_pair | Bir yöntem veya seçenekten diğerine geçmek; switch to yapısı da kullanılır. |
| target | hedeflemek | verb | new_pair | Bir faaliyeti belli bir kişiye, kitleye veya sonuca yöneltmek. |
| award | vermek | verb | new_pair | Bir ödül veya bursu bir kişiye resmen vermek; award someone a prize yapısı. |
| contact | iletişime geçmek | verb | new_pair | Bir kişi veya kurumla bağlantı kurmak; contact doğrudan nesne alır. |
| demonstrate | göstermek | verb | new_pair | Bir işleyişi uygulamalı olarak göstermek. |
| demonstrate | ortaya koymak | verb | new_pair | Bir iddianın veya özelliğin doğruluğunu kanıtla göstermek. |
| influence | etkilemek | verb | new_pair | Bir kişinin kararı veya davranışı üzerinde etkide bulunmak. |
| project | öngörmek | verb | new_pair | Gelecekteki bir miktarı eldeki verilere göre tahmin etmek. |
| project | yansıtmak | verb | new_pair | Bir görüntüyü ekrana veya yüzeye düşürmek. |
| reference | atıfta bulunmak | verb | new_pair | Bir kaynağı veya önceki bilgiyi belirtmek; hukuktaki atıf biçimleri ayrıca değerlendirilir. |
| reserve | ayırtmak | verb | new_pair | Bir oda, masa veya bileti ileride kullanmak üzere rezerve etmek. |
| reserve | saklı tutmak | verb | new_pair | Bir şeyi daha sonra kullanmak üzere elde tutmak; belirli hukukî hakların tercümesi ayrıca bağlam gerektirir. |
| rip | yırtmak | verb | new_pair | Kumaş veya kâğıdı kuvvet uygulayarak parçalamak. |
| dismiss | göz ardı etmek | verb | new_pair | Bir görüşü dikkate değer bulmayarak reddetmek; işten çıkarma veya davayı reddetme anlamından ayrıdır. |
| dismiss | işten çıkarmak | verb | new_pair | Bir çalışanın işine son vermek; fesih türü bu genel fiilden anlaşılamaz. |
| e-posta göndermek | verb | new_pair | Bir kişiye elektronik posta ile mesaj iletmek. | |
| emerge | ortaya çıkmak | verb | new_pair | Bir şeyin görünür veya bilinir hâle gelmesi. |
| evacuate | tahliye etmek | verb | new_pair | İnsanları tehlikeli bir yerden güvenli bir yere çıkarmak; hukukî tahliye usulünün doğrudan karşılığı değildir. |
| imprison | hapsetmek | verb | new_pair | Bir kişiyi cezaevinde tutmak; tutuklama ile eş anlamlı değildir. |
| link | bağlamak | verb | new_pair | İki unsur arasında bağlantı oluşturmak. |
| link | bağlantı vermek | verb | new_pair | Bir web kaynağına tıklanabilir bağlantı eklemek. |
| rate | değerlendirmek | verb | new_pair | Bir ürün veya hizmete kalite bakımından puan vermek. |
| resolve | çözmek | verb | new_pair | Bir sorun veya anlaşmazlığa çözüm bulmak. |
| track | izlemek | verb | new_pair | Bir işlemin, gönderinin veya değişkenin durumunu takip etmek. |
| anticipate | öngörmek | verb | new_pair | Bir gelişmenin meydana gelmesini önceden beklemek. |
| flip | ters çevirmek | verb | new_pair | Bir nesnenin diğer yüzünü üste getirmek. |
| hand | uzatmak | verb | new_pair | Bir nesneyi bir başkasına eliyle vermek; hand someone something yapısı. |
| initiate | başlatmak | verb | new_pair | Bir süreç veya faaliyetin başlamasını sağlamak. |
| inquire | sormak | verb | new_pair | Bilgi edinmek için soru yöneltmek; inquire about yapısı. |
| kid | şaka yapmak | verb | new_pair | Birini ciddiye alınmaması gereken bir sözle takılmak; konuşma dili. |
| matter | önemli olmak | verb | new_pair | Bir durumun değer veya önem taşıması; it matters yapısı. |
| mess | karıştırmak | verb | new_pair | Bir düzeni bozmak; mess something up yapısı fiil öbeği olarak ayrıca değerlendirilir. |
| accumulate | biriktirmek | verb | new_pair | Zaman içinde bir miktarın artmasını veya toplanmasını sağlamak. |
| acknowledge | kabul etmek | verb | new_pair | Bir gerçeğin veya sorunun varlığını açıkça kabul etmek. |
| acknowledge | alındığını bildirmek | verb | new_pair | Bir mesaj veya belgenin teslim alındığını teyit etmek. |
| ban | yasaklamak | verb | new_pair | Bir faaliyetin yapılmasına izin vermemek. |
| challenge | sorgulamak | verb | new_pair | Bir iddia veya kararın doğruluğuna karşı çıkmak. |
| challenge | meydan okumak | verb | new_pos_sense_existing_pair | Birini yarışmaya veya zor bir işe davet etmek. |
| compound | ağırlaştırmak | verb | new_pair | Mevcut bir soruna başka bir sorun ekleyerek durumu kötüleştirmek. |
| designate | belirlemek | verb | new_pair | Bir kişiyi veya şeyi belli bir görev için seçmek. |
| designate | olarak adlandırmak | verb | new_pair | Bir şeye belirli bir ad veya statü vermek. |
| expire | süresi dolmak | verb | new_pair | Bir belge, teklif veya kullanım süresinin sona ermesi. |
| filter | süzmek | verb | new_pair | Bir karışımdan parçacıkları filtreyle ayırmak. |
| filter | filtrelemek | verb | new_pair | Verileri belirli ölçütlere göre seçerek göstermek. |
| fulfil | yerine getirmek | verb | new_pair | Bir söz veya yükümlülüğü gerçekleştirmek; fulfil Britanya, fulfill Amerikan yazımıdır. |
| grill | ızgarada pişirmek | verb | new_pair | Yiyeceği ızgara üzerinde pişirmek. |
| grill | sorguya çekmek | verb | new_pair | Birine ısrarlı ve yoğun sorular yöneltmek; mecazi ve konuşma dili, resmî sorgulama kurumuyla özdeş değildir. |
| haul | çekerek taşımak | verb | new_pair | Ağır bir yükü çaba harcayarak taşımak. |
| instruct | talimat vermek | verb | new_pair | Bir kişiye bir işi nasıl yapacağını söylemek. |
| interview | görüşme yapmak | verb | new_pair | Bir adayla iş için mülakat yapmak; haber röportajı anlamından ayrıdır. |
| interview | röportaj yapmak | verb | new_pair | Bir kişiye yayınlanmak üzere sorular yöneltmek. |
| invoice | fatura düzenlemek | verb | new_pair | Bir mal veya hizmet için müşteriye fatura kesmek. |
| license | lisans vermek | verb | new_pair | Bir hakkın veya yazılımın kullanımına izin vermek; lisans kapsamı ayrıca belirlenir. |
| postalamak | verb | new_pair | Bir gönderiyi posta yoluyla iletmek; özellikle Amerikan İngilizcesi. | |
| nominate | aday göstermek | verb | new_pair | Bir kişiyi bir görev veya ödül için önermek. |
| price | fiyat belirlemek | verb | new_pair | Bir ürün veya hizmet için satış fiyatını saptamak. |
| range | arasında değişmek | verb | new_pair | Bir değer alt ve üst sınırlar arasında yer almak; range from A to B yapısı. |
| recruit | işe almak | verb | new_pair | Bir iş veya görev için yeni kişiler bulup görevlendirmek. |
| title | başlık koymak | verb | new_pair | Bir metin veya esere ad vermek. |
| toss | atmak | verb | new_pair | Bir nesneyi hafifçe veya gelişigüzel fırlatmak. |
| aggravate | kötüleştirmek | verb | new_pair | Bir sorun veya durumu daha ciddi hâle getirmek. |
| attract | çekmek | verb | new_pair | İlgi veya dikkati kendine yöneltmek. |
| blur | bulanıklaştırmak | verb | new_pair | Bir görüntünün veya ayrımın netliğini azaltmak. |
| burrow | oyuk açmak | verb | new_pair | Bir hayvanın toprak içinde tünel veya yuva kazması. |
| circle | çevresinde dönmek | verb | new_pair | Bir şeyin etrafında dairesel biçimde hareket etmek. |
| conflict | çelişmek | verb | new_pair | İki bilgi veya kuralın birbirine uymaması; conflict with yapısı. |
| coordinate | koordine etmek | verb | new_pair | Birden fazla kişi veya faaliyetin uyumlu çalışmasını sağlamak. |
| damage | zarar vermek | verb | new_pair | Bir şeyin fiziksel durumunu, değerini veya işlevini bozmak. |
| deem | saymak | verb | new_pair | Bir kişiyi veya durumu belirli bir nitelikte kabul etmek; resmî kullanım, deem something necessary gibi. |
| displace | yerinden etmek | verb | new_pair | Bir kişiyi yaşadığı yerden ayrılmak zorunda bırakmak. |
| embed | yerleştirmek | verb | new_pair | Bir içeriği başka bir sayfa veya uygulamanın içine eklemek. |
| enclose | eklemek | verb | new_pair | Bir mektup veya gönderinin içine ek belge koymak. |
| exceed | aşmak | verb | new_pair | Bir sınır, miktar veya beklentinin üzerine çıkmak. |
| extradite | iade etmek | verb | new_pair | Bir kişiyi ceza soruşturması veya infaz amacıyla başka bir devlete teslim etmek; Türkiye ve talep eden devletin kuralları ayrıca incelenmelidir. |
| flop | başarısız olmak | verb | new_pair | Bir ürün veya gösterinin beklenen başarıyı sağlayamaması; konuşma dili. |
| implicate | karıştığını göstermek | verb | new_pair | Birinin yanlış bir iş veya olayla bağlantılı olduğuna işaret etmek; suçluluğun kesinleştiğini ifade etmez. |
| intercept | önünü kesmek | verb | new_pair | Bir nesne veya mesaj hedefine ulaşmadan onu yakalamak. |
| invoke | dayanmak | verb | new_pair | Bir kural veya yetkiyi gerekçe olarak ileri sürmek; hukukî bağlama göre farklı karşılık gerekir. |
| loom | belirmek | verb | new_pair | Özellikle olumsuz bir ihtimalin yaklaşarak hissedilmesi. |
| manufacture | imal etmek | verb | new_pair | Bir ürünü makinelerle veya endüstriyel yöntemle üretmek. |
| match | eşleşmek | verb | new_pair | İki unsurun birbirine uygun olması. |
| match | denk olmak | verb | new_pair | Bir performans veya miktarın başka birine eşit olması. |
| mutilate | sakat bırakmak | verb | new_pair | Vücudun bir bölümüne ağır hasar vermek. |
| obligate | yükümlü kılmak | verb | new_pair | Bir kişi için yükümlülük doğurmak; resmî kullanım. |
| occupy | kaplamak | verb | new_pair | Bir alan veya süre içinde yer almak; işgal anlamından ayrıdır. |
| occupy | meşgul etmek | verb | new_pair | Bir kişinin zamanını veya dikkatini kullanmak. |
| protest | protesto etmek | verb | new_pair | Bir olay veya uygulamaya açıkça karşı çıkmak. |
| reintroduce | yeniden sunmak | verb | new_pair | Daha önce kullanılan veya sunulan bir şeyi tekrar devreye almak. |
| renege | sözünden dönmek | verb | new_pair | Verilmiş bir sözü yerine getirmemek; renege on yapısı. |
| rinse | durulamak | verb | new_pair | Bir şeyi suyla yıkayarak sabun veya kalıntıyı uzaklaştırmak. |
| screen | taramak | verb | new_pair | Bir grubu belirli risk veya özellikler için kontrol etmek; sağlık bağlamında tanı koymakla aynı değildir. |
| screen | göstermek | verb | new_pair | Bir filmi veya programı seyirciye sunmak. |
| seal | mühürlemek | verb | new_pair | Bir kap veya açıklığı sızdırmayacak biçimde kapatmak. |
| shop | alışveriş yapmak | verb | new_pair | Satın almak için mağaza veya ürünleri dolaşmak. |
| expectation | beklenti | noun | new_pair | Gelecekte bir şeyin olacağına dair düşünce. |
| capability | yetenek | noun | new_pair | Bir işi yapabilme gücü veya kapasitesi. |
| marketer | pazarlama uzmanı | noun | new_pair | Ürün veya hizmetin pazarlanmasıyla ilgilenen kişi. |
| reviewer | inceleme yazarı | noun | new_pair | Bir ürün veya eseri değerlendirerek görüş yayımlayan kişi; akademik hakem anlamından ayrıdır. |
| reviewer | hakem | noun | new_pair | Bir bilimsel çalışmayı yayımlanma öncesinde değerlendiren uzman; tahkim hakemi anlamından ayrıdır. |
| appetizer | başlangıç yemeği | noun | new_pair | Ana yemekten önce servis edilen küçük yemek; Amerikan İngilizcesi. |
| appointee | atanan kişi | noun | new_pair | Bir görev veya makama atamayla getirilen kişi. |
| counterparty | karşı taraf | noun | new_pair | Bir işlem veya sözleşmedeki diğer taraf; karşı tarafın hukukî konumu bağlama göre değişir. |
| fabrication | uydurma | noun | new_pair | Gerçek olmayan bir anlatı veya iddianın oluşturulması; üretim anlamından ayrıdır. |
| fabrication | imalat | noun | new_pair | Parça veya yapıların işlenerek üretilmesi. |
| newsgroup | haber grubu | noun | new_pair | İnternette belirli bir konuda mesaj paylaşım grubu; gazete şirketi anlamı değildir. |
| scammer | dolandırıcı | noun | new_pair | Aldatmayla menfaat elde etmeye çalışan kişi; hukukî suçun unsurlarını tek başına belirlemez. |
| commonwealth | milletler topluluğu | noun | new_pair | Siyasi birlik veya topluluk için kullanılan ad; özel kurum adı ve ABD eyalet kullanımında bağlam gerekir. |
| conservation | koruma | noun | new_pair | Doğal kaynakları ve canlıları sürdürmeye yönelik koruma faaliyeti. |
| railroad | demiryolu | noun | new_pair | Trenlerin kullandığı taşıma sistemi; Amerikan İngilizcesi, Britanya railway. |
| poll | anket | noun | new_pair | Bir grubun görüşünü sorularla ölçen araştırma; seçim oylaması anlamından ayrıdır. |
| legislative | yasamaya ilişkin | adjective | new_pair | Kanun yapma yetkisi veya faaliyetiyle ilgili; yürütme ve yargıdan ayrıdır. |
| incredibly | inanılmaz derecede | adverb | new_pair | Bir niteliğin çok yüksek derecede olduğunu vurgular. |
| quite | oldukça | adverb | context_note_added | Bir niteliğin belirli derecede olduğunu anlatır; derece ve vurgu bağlama ve lehçeye göre değişebilir. |
| pretty | oldukça | adverb | new_pair | Bir sıfat veya zarfın derecesini artırır; konuşma dili, güzel anlamından ayrıdır. |
| rather | oldukça | adverb | new_pair | Bir niteliğin beklenenden fazla olduğunu belirtir; tercih bildiren rather than ile aynı yapı değildir. |
| hardly | neredeyse hiç | adverb | new_pair | Bir şeyin çok az gerçekleştiğini belirtir; hard fiil biçimi değildir. |
| barely | ancak | adverb | new_pair | Bir eşiğin çok az farkla geçildiğini belirtir; yalnızca anlamı bağlama bağlıdır. |
| eventually | sonunda | adverb | context_note_added | Bir süreç sonunda gerçekleşmeyi anlatır; olasılık anlamına gelmez. |
| actually | aslında | adverb | context_note_added | Bir gerçeği düzeltme veya vurgulama amacıyla belirtir; güncel anlamında değildir. |
| currently | şu anda | adverb | context_note_added | İçinde bulunulan zamanda geçerli olmayı anlatır. |
| sensible | mantıklı | adjective | new_pair | Sağduyulu ve yerinde bir karar veya davranış; sensitive ile karıştırılmamalıdır. |
| sensitive | hassas | adjective | context_note_added | Kolay etkilenen veya dikkat gerektiren; sensible ile karıştırılmamalıdır. |
| sympathetic | anlayışlı | adjective | new_pair | Başkasının sorunlarına ilgi ve anlayış gösteren; yalnızca sevimli anlamı değildir. |
| comprehensive | kapsamlı | adjective | context_note_added | Bir konunun çok sayıda unsurunu içeren; veri bütünlüğünün kanıtı değildir. |
| consistent | tutarlı | adjective | new_pair | Çelişmeden aynı ilke veya nitelikleri sürdüren. |
| convenient | uygun | adjective | context_note_added | Bir kişinin ihtiyacını kolaylaştıran veya zamanına uyan. |
| adequate | yeterli | adjective | context_note_added | Bir amaç için gerekli asgari miktar veya niteliği karşılayan. |
| available | mevcut | adjective | context_note_added | Kullanılabilir veya elde edilebilir durumda olan; kişi için müsait anlamı farklı bağlamdır. |
| available | müsait | adjective | new_pair | Bir kişinin görüşme veya iş için zamanı olması. |
| prospective | muhtemel | adjective | context_note_added | İleride gerçekleşmesi veya bir statüye gelmesi beklenen; prospective customer gibi. |
| effective | etkili | adjective | context_note_added | İstenen sonucu sağlayan; yürürlük anlamı ayrıca bağlama bağlıdır. |
| efficient | verimli | adjective | context_note_added | Zaman ve kaynakları az kayıpla kullanan. |
| applicable | uygulanabilir | adjective | new_pair | Bir kural veya yöntemin belirli duruma uygun düşmesi. |
| liable | yükümlü | adjective | new_pair | Bir ödeme veya sorumluluğu taşımak; liable to do yapısındaki olasılık anlamından ayrıdır. |
| liable | olası | adjective | new_pair | Liable to do yapısında bir şeyin gerçekleşme eğilimini anlatır; hukukî sorumluluk anlamı değildir. |
| resident | yerleşik | adjective | new_pair | Bir yerde oturan veya sürekli bulunan; vergi mukimliği özel kurallarla belirlenir. |
| casual | gündelik | adjective | new_pair | Resmî olmayan giyim veya üslup; istihdam statüsü için ayrı bağlam gerekir. |
| relevant | ilgili | adjective | context_note_added | Ele alınan konu bakımından bağlantılı ve önem taşıyan. |
| ultimate | nihai | adjective | context_note_added | Bir sürecin en son veya temel sonucu. |
| principal | asıl | adjective | new_pair | Başlıca veya esas olan; principle isim biçimiyle karıştırılmamalıdır. |
| principle | ilke | noun | context_note_added | Bir düşünce veya davranışa yön veren temel kural. |
| principal | anapara | noun | context_note_added | Faiz hariç borç veya yatırımın esas tutarı; okul müdürü anlamından ayrıdır. |
| principal | okul müdürü | noun | context_note_added | Bir okulun yöneticisi; özellikle Amerikan İngilizcesi. |
| interest | ilgi | noun | context_note_added | Bir konuya yönelen merak veya dikkat; faiz anlamından ayrıdır. |
| interest | faiz | noun | context_note_added | Paranın kullanımı karşılığında ödenen tutar; hukukî oran veya hesap yöntemini belirlemez. |
| charge | ücret | noun | context_note_added | Bir hizmet veya kullanım için istenen bedel; suçlama veya elektrik yükü anlamından ayrıdır. |
| charge | suçlama | noun | context_note_added | Bir kişiye yöneltilen suç isnadı; iddianameyle her bağlamda özdeş değildir. |
| charge | şarj etmek | verb | context_note_added | Bir bataryaya elektrik enerjisi yüklemek. |
| charge | ücret almak | verb | new_pair | Bir mal veya hizmet için bedel istemek; charge someone for something yapısı. |
| issue | konu | noun | context_note_added | Tartışılan veya ele alınması gereken mesele; yayın sayısı anlamından ayrıdır. |
| issue | sayı | noun | context_note_added | Bir süreli yayının belirli baskısı. |
| issue | düzenlemek | verb | new_pair | Bir belgeyi resmen hazırlayıp vermek; sorun anlamındaki isimden ayrıdır. |
| issue | ihraç etmek | verb | context_note_added | Pay veya borçlanma aracı çıkarıp piyasaya sunmak; ihracat anlamından ayrıdır. |
| return | iade etmek | verb | context_note_added | Bir şeyi sahibine veya satıcıya geri vermek. |
| return | getiri | noun | new_pair | Bir yatırımdan elde edilen kazanç veya sonuç; vergi beyanı anlamından ayrıdır. |
| return | beyanname | noun | new_pair | Vergi bağlamında vergi idaresine sunulan bildirim; tek başına tüm beyanname türlerini ifade etmez. |
| claim | iddia | noun | context_note_added | Doğruluğu ileri sürülen bir anlatım; hukukî talep anlamından ayrıdır. |
| claim | talep | noun | context_note_added | Bir hak veya edim için ileri sürülen istem; dava ve alacakla her bağlamda eş anlamlı değildir. |
| claim | ileri sürmek | verb | new_pair | Bir şeyin doğru olduğunu söylemek; kanıtlandığını ifade etmez. |
| settle | yerleşmek | verb | context_note_added | Bir yerde yaşamaya başlayıp düzen kurmak. |
| settle | ödemek | verb | new_pair | Bir borç veya hesabı kapatmak; settle a bill yapısı. |
| settle | uzlaşmayla çözmek | verb | new_pair | Uyuşmazlığın tarafların anlaşmasıyla sona ermesi; sulhün usulî şartları ayrıca incelenir. |
| execute | yerine getirmek | verb | new_pair | Bir plan veya talimatı uygulamak. |
| execute | imzalamak | verb | new_pair | Bir belgeyi gerekli imza ve biçim işlemleriyle tamamlamak; her hukuk sisteminde sadece imza yeterli olmayabilir. |
| execute | çalıştırmak | verb | new_pair | Bir program veya komutun yürütülmesini sağlamak. |
| consideration | değerlendirme | noun | new_pair | Bir konuyu dikkatle ele alma; common law sözleşme kurumu anlamından ayrıdır. |
| consideration | bedel | noun | new_pair | Bir işlemde karşılık olarak verilen değer; common law consideration için otomatik eşdeğer değildir. |
| security | güvenlik | noun | context_note_added | Tehlike veya yetkisiz erişime karşı korunma. |
| security | teminat | noun | context_note_added | Bir yükümlülüğün ifasına güvence sağlayan unsur; türü ve hukukî etkisi bağlama bağlıdır. |
| securities | menkul kıymetler | noun | context_note_added | Pay ve borçlanma araçları gibi finansal araçlar; security güvenlik anlamının sıradan çoğulu gibi ele alınmamalıdır. |
| equity | özkaynak | noun | context_note_added | Varlıklardan borçlar çıkarıldıktan sonra kalan pay; hakkaniyet anlamından ayrıdır. |
| equity | hakkaniyet | noun | context_note_added | Adaletin somut olayın özellikleriyle değerlendirilmesi; common law equity ayrı bir tarihsel kurumdur. |
| capital | sermaye | noun | context_note_added | Bir faaliyet veya yatırım için kullanılan mali kaynak; başkent anlamından ayrıdır. |
| capital | başkent | noun | context_note_added | Bir ülkenin veya yönetim biriminin merkez şehri. |
| material | malzeme | noun | context_note_added | Bir şeyin yapılmasında kullanılan madde. |
| material | önemli | adjective | new_pair | Karar veya sonuç üzerinde etkisi olan; hukuk ve muhasebe bakımından önemlilik bağlama bağlıdır. |
| subject | konu | noun | context_note_added | Bir konuşma veya incelemenin ele aldığı alan. |
| subject | tabi | adjective | new_pair | Subject to yapısında bir kurala veya koşula bağlı olma; konu anlamındaki isimden ayrıdır. |
| object | nesne | noun | context_note_added | Somut şey veya dilbilgisinde fiilin etkilediği unsur; bilgisayar nesnesi ayrı bağlamdır. |
| object | itiraz etmek | verb | new_pair | Bir görüş veya işleme karşı çıkmak; object to yapısı. |
| conduct | yürütmek | verb | new_pair | Bir araştırma, toplantı veya faaliyeti yapmak. |
| conduct | davranış | noun | new_pair | Bir kişinin hareket etme biçimi. |
| conduct | iletmek | verb | context_note_added | Elektrik veya ısıyı geçirmek; toplantı yürütme anlamından ayrıdır. |
| address | ele almak | verb | context_note_added | Bir sorun veya konuyla ilgilenmek; posta adresi anlamından ayrıdır. |
| address | hitap etmek | verb | new_pair | Bir kişiye veya gruba konuşmak. |
| apply | başvurmak | verb | context_note_added | Bir iş veya izin için resmî talepte bulunmak; apply for yapısı. |
| apply | uygulamak | verb | context_note_added | Bir yöntem veya kuralı kullanmak; apply something to yapısı. |
| apply | sürmek | verb | new_pair | Bir maddeyi yüzeye yaymak; apply cream gibi. |
| serve | hizmet vermek | verb | new_pair | Bir müşteriye veya topluluğa hizmet sunmak. |
| serve | tebliğ etmek | verb | new_pair | Bir hukukî belgenin usulüne uygun iletilmesi; ordinary service veya bildirimle her bağlamda özdeş değildir. |
| serve | servis yapmak | verb | context_note_added | Yiyecek veya içeceği sunmak. |
| file | dosyalamak | verb | context_note_added | Bir belgeyi sistemli biçimde kaydetmek. |
| file | sunmak | verb | new_pair | Bir dilekçe veya belgeyi yetkili mercie vermek; file a claim yapısındaki dava açma ayrıca bağlama bağlıdır. |
| file | eğelemek | verb | new_pair | Bir yüzeyi eğe ile düzeltmek. |
| cover | kapsamak | verb | new_pair | Bir konu veya alanı içine almak. |
| cover | karşılamak | verb | new_pair | Bir gideri ödeyecek tutarı sağlamak. |
| cover | örtmek | verb | context_note_added | Bir şeyin üzerine örtü veya katman koymak. |
| draft | taslak | noun | context_note_added | Henüz tamamlanmamış metin veya plan. |
| draft | hava akımı | noun | new_pair | Bir açıklıktan içeri giren hava; özellikle Amerikan İngilizcesi. |
| draft | hazırlamak | verb | context_note_added | Bir metnin ilk hâlini yazmak. |
| provision | karşılık | noun | context_note_added | Zamanı veya tutarı belirsiz bir yükümlülük için ayrılan muhasebe kalemi; hüküm anlamından ayrıdır. |
| provision | hüküm | noun | new_pair | Bir düzenleme veya sözleşmedeki kural; genel sağlama anlamıyla karıştırılmamalıdır. |
| due | vadesi gelmiş | adjective | new_pair | Ödeme zamanına ulaşmış; due to neden bildiren yapıdan ayrıdır. |
| due | beklenen | adjective | new_pair | Belirli zamanda gelmesi veya gerçekleşmesi beklenen. |
| default | varsayılan | adjective | new_pos_sense_existing_pair | Kullanıcı başka seçim yapmadığında kullanılan ayar. |
| default | temerrüt | noun | context_note_added | Bir borcun gereği gibi zamanında ifa edilmemesiyle ilgili kurum; hukukî şartları ayrıca değerlendirilir. |
| minute | dakika | noun | context_note_added | Altmış saniyelik zaman birimi. |
| minute | çok küçük | adjective | new_pair | Son derece küçük; dakika anlamıyla farklı telaffuz edilir. |
| minutes | tutanak | noun | context_note_added | Bir toplantıda konuşulanların ve kararların kaydı; minute zaman biriminin sıradan çoğuluna indirgenmez. |
| mean | anlamına gelmek | verb | context_note_added | Bir söz veya işaretin bir anlam taşıması. |
| mean | ortalama | noun | context_note_added | Değerlerin belirli yöntemle hesaplanan ortası; aritmetik ortalama türü ayrıca belirlenir. |
| mean | cimri | adjective | context_note_added | Para harcamaktan aşırı kaçınan; özellikle Britanya İngilizcesi. |
| mean | kaba | adjective | new_pair | Başkalarına karşı kırıcı veya kötü davranan. |
| firm | şirket | noun | context_note_added | Ticari faaliyet yürüten kuruluş; belirli şirket türünü tek başına ifade etmez. |
| firm | sağlam | adjective | context_note_added | Kolayca değişmeyen veya hareket etmeyen; fiziksel ve mecazi kullanım. |
| patient | hasta | noun | context_note_added | Bir sağlık hizmeti alan kişi. |
| patient | sabırlı | adjective | context_note_added | Bekleme veya güçlük karşısında sakin kalabilen. |
| present | hediye | noun | context_note_added | Bir kişiye verilen armağan. |
| present | mevcut | adjective | new_pair | Bir yerde bulunan; güncel zaman anlamından ayrıdır. |
| present | sunmak | verb | context_note_added | Bir bilgiyi veya ürünü bir gruba göstermek. |
| lie | yalan söylemek | verb | context_note_added | Bilerek gerçeğe aykırı söz söylemek; geçmişi lied. |
| lie | uzanmak | verb | context_note_added | Yatay durumda yatmak; geçmişi lay ve participle lain; lay yatırmak fiilinden ayrıdır. |
| lay | yatırmak | verb | context_note_added | Bir nesneyi veya kişiyi yatay biçimde yerleştirmek; nesne alır, geçmişi laid. |
| raise | artırmak | verb | new_pair | Bir miktarı daha yüksek düzeye getirmek; nesne alır. |
| raise | yetiştirmek | verb | new_pair | Bir çocuğun veya hayvanın büyümesini sağlamak. |
| rise | yükselmek | verb | context_note_added | Bir miktarın veya düzeyin artması; raise fiilinden farklı olarak bu kullanımda nesne almaz. |
| lend | ödünç vermek | verb | context_note_added | Bir şeyi geri alınmak üzere başka birine vermek. |
| borrow | ödünç almak | verb | context_note_added | Bir şeyi geri vermek üzere başka birinden almak. |
| learn | öğrenmek | verb | context_note_added | Bilgi veya beceri edinmek. |
| teach | öğretmek | verb | context_note_added | Bir başkasının bilgi veya beceri kazanmasını sağlamak. |
| remember | hatırlamak | verb | context_note_added | Geçmişteki bilgiyi zihinde yeniden bulmak. |
| remind | hatırlatmak | verb | context_note_added | Bir kişinin bir şeyi hatırlamasını sağlamak; remind someone of veya to yapısı. |
| avoid | kaçınmak | verb | context_note_added | Bir duruma girmemeye çalışmak; ardından isim veya -ing biçimi gelir. |
| prevent | önlemek | verb | context_note_added | Bir olayın gerçekleşmesine engel olmak; prevent someone from doing yapısı. |
| refuse | reddetmek | verb | context_note_added | Bir talebi kabul etmemek veya bir işi yapmayı istememek. |
| deny | inkâr etmek | verb | context_note_added | Bir iddianın doğru olmadığını söylemek; refuse ile eş anlamlı değildir. |
| ensure | sağlamak | verb | context_note_added | Bir sonucun gerçekleşmesini güvenceye almak. |
| assure | temin etmek | verb | context_note_added | Bir kişiye endişesini gidermek amacıyla güvence vermek; assure someone that yapısı. |
| insure | sigortalamak | verb | new_pair | Bir riske karşı sigorta güvencesi sağlamak; ensure ile karıştırılmamalıdır. |
| accept | kabul etmek | verb | context_note_added | Bir teklifi veya şeyi almaya razı olmak. |
| except | hariç tutmak | verb | new_pair | Bir şeyi genel kapsama almamak; accept kabul etmek ile farklıdır. |
| affect | etkilemek | verb | context_note_added | Bir şey üzerinde değişiklik meydana getirmek. |
| effect | gerçekleştirmek | verb | new_pair | Bir değişikliğin meydana gelmesini sağlamak; resmî kullanım, affect ile ayrıdır. |
| compliment | iltifat | noun | context_note_added | Birinin niteliğini öven söz. |
| complement | tamamlayıcı unsur | noun | new_pair | Bir bütünün eksik yönünü tamamlayan şey. |
| advice | tavsiye | noun | new_pair | Ne yapılabileceğine dair görüş; İngilizcede bu anlamda sayılamaz isim. |
| advise | tavsiye etmek | verb | context_note_added | Bir kişiye ne yapmasını uygun bulduğunu söylemek. |
| practice | uygulama | noun | new_pair | Bir yöntem veya davranışın fiilen yapılması. |
| practice | pratik yapmak | verb | new_pair | Beceri geliştirmek için tekrar yapmak; Amerikan yazımı, Britanya fiil practise. |
| practise | pratik yapmak | verb | context_note_added | Beceri geliştirmek için tekrar yapmak; Britanya İngilizcesinde fiil yazımı. |
| stationary | hareketsiz | adjective | context_note_added | Bir yerde sabit duran; stationery kırtasiye ile karıştırılmamalıdır. |
| stationery | kırtasiye malzemeleri | noun | new_pair | Yazı ve büro için kullanılan malzemeler. |
| loose | gevşek | adjective | context_note_added | Sıkıca sabitlenmemiş; lose kaybetmek ile farklıdır. |
| lose | kaybetmek | verb | context_note_added | Bir şeyi elinde tutamamak veya bulamaz duruma gelmek. |
| quiet | sessiz | adjective | context_note_added | Az ses çıkaran veya ses bulunmayan. |
| quit | bırakmak | verb | context_note_added | Bir işi veya alışkanlığı sürdürmemeye karar vermek. |